Bu yazı, Noktasız Dergi’nin “Sınır” temalı beşinci sayısında yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız…

Bir felsefe probleminin ne olduğu sorusu, felsefenin ne olduğu sorusu ile doğrudan ilişkilidir. Felsefenin ne olduğu sorusu ise yine felsefe tarafından incelenmekte ve adına “meta-felsefe” denilmektedir. Bu anlamda, felsefenin sınır problemleriyle ilgilendiği, kendi kendisini problematik hale getirmesinden de anlaşılabilir. Öyle ki Bochenski, felsefeyi diğer disiplinlerden farklı olarak “sınırlanamaz” yapısıyla “evrensel bilim” olarak tanımlamaktadır. Konuya ilişkin Nermi Uygur’un görüşü de felsefenin “değişmez bir kuruluşu” olmadığına dönük bir vurgu içerir, yani felsefe “değişik sorularla kendini kurar”. Netice itibariyle felsefenin karakteristiğini, değişen sınırlarına ve sorularına karşın sınırın kendisiyle uğraşmak olarak ortaya koyabiliriz.
Felsefenin “sınırlanamaz” yapısı, bir felsefe sorusunun ne olduğuna dönük yeterli bir yanıt değildir. Nitekim eğer felsefenin sınırlanamaz oluşuyla kastedilen felsefeyi yalnızca bilimlere bir “çatı” olma göreviyle “sınırlandırıyorsa”, bu, felsefeye dönük eksik bir kavrayışa işaret etmektedir. Çünkü felsefe, sınırları çizen olması bakımından “sınırlandırılamamaktadır”, yoksa sınırsız bir alan içindeki sınırsız tartışmaları felsefe olarak ortaya koymak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Demek ki bir felsefe sorusu, aynı zamanda bir sınır çekme işidir ve bu bağlamda felsefe sorusu bir sınır sorusudur. (…)

Elif ÖZMEN