Bu yazı, Noktasız Dergi’nin “Ben” temalı dördüncü sayısında yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız…

Descartes’in en meşhur cümlesi “Düşünüyorum, öyleyse varım.” kendi varlığını dünya üzerinde kanıtlamaya çalışan bireyin kısa ve öz anlatısıdır. Descartes’in bu alıntısına bir pencere açmak istiyorum. Ben varım ve yine ben bir gün yok olacağım. Aslında bunu düşünmek bile var olmaktır. Peki herkes düşünerek mi var olabilir? Var olmak için sadece düşünmek yetmez. Çünkü düşünmek ne kadar bireysel görünse de toplumları etkileyen şey olmuştur ve sosyoloji bilimini ortaya çıkarmıştır. İnsan, toplumdan yalıtılmış bir benlik sahibi değildir ve toplum içinde de var olması gerekir. Sadece düşünerek toplumda nasıl var olunabilir?  Kişi iyilik yaparak da topluma kendini kabul ettirebilir, statü ve saygı kazanabilir ve söz sahibi olabilir. Her kavramın karşıtı olduğu gibi iyiliğin de karşıtı vardır ve bu da kötülüktür. Kötülük de saygı görür ama bu saygı sevgiden değil, korkudan ileri gelir. Aslında insanın ‘ben’liği, iyilik ve kötülük arasında kalmamak için bir seçim yaparak kendi varlığını topluma kabul ettirmeye çalışır. Bu yüzden sadece düşünerek değil, düşünüp bir karar verme yetisine sahip olarak da ‘ben’ ortaya çıkmış olur. Çünkü kişiyi toplum içinde birey yapan, iyi ya da kötü, en temel unsurlardan birisi karar vererek ‘ben’ olup bunun farkında olmasıdır. Kendisinin farkında olan birey ise ‘benlik’ gelişimini tamamlamış olur. Larousse  Ansiklopedisi’ne göre  ‘benlik’ tanımı şöyledir: “Bir kimsenin, bir topluluğun öz varlığı, onu kendisi yapan nitelikler; kişilik.” (…)

Hicran SEZGİN