Bu yazı, Noktasız Dergi’nin “Ben” temalı dördüncü sayısında yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız…

“Ben” kimdir? “Ben”i ne oluşturur? “Ben”… İnsanın benliğine dair neredeyse sorulmamış soru kalmamıştır. “Ben”, toplum bilimlerinin hemen hemen tüm disiplinlerinin ilgi odağı olmuş ve kendisini tartıştırmayı başarmıştır. Peki nedir “Ben”i bu kadar önemli kılan? İnsanın özünü anlamaya yönelik sorulan tüm bu soruların ve verilen emeğin tek motivasyon kaynağı şüphesiz ki yalnızca kendini anlamlandırma arzusu ve merakı olamaz. İnsanın özünü anlayabilmek ya da en azından anladığını anladığın haliyle kabul ettirebilmek hangi tarihsel bakış açısının daha meşru olacağını ve dolayısıyla egemen ideolojinin ne olacağını da belirleyebilme gücünü ifade etmektedir. Bu yüzdendir ki 19. yüzyıldan bu yana benlik üzerine tartışmalar sürmekte ve bugün bizlere hala benlik üzerine yazılar yazdırmaktadır.

Benliğe dair bir tartışma yapılacak ise her şeyden önce düşülmesi gereken şerh insan doğasının ne olduğu veya böyle bir şeyin olup olmadığıdır. İnsanın özünden bahsedebilir miyiz? Tereddüte yer bırakmayacak şekilde bundan bahsedebiliriz. Tereddütsüz diyorum çünkü insan doğasının varlığını reddedenlerin bu doğanın varlığını kabul etmekle birlikte neliğine dair hatalı yanıtlar verenlerden daha kabul edilebilir olduğu kanısında değilim. Bunun sebebi, insanın doğasının tümüyle reddinin de bu doğanın kısır tanımlamalarının da temelinde tarihsel materyalizmin ve diyalektiğin eksik veya kasıtlı yanlış okuması yatmaktadır. İlerleyen satırlar bu noktayı daha anlaşılır kılacaktır.

Ebru YAZICI