Bu yazı, Noktasız Dergi’nin “Sınır” temalı beşinci sayısında yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız…

Felsefe nedir, sorusuna karşılık iki klişe yanıt verilir. Bunlardan ilki, felsefe kelimesinin etimolojisine başvurularak verilen yanıttır: Felsefe, bilgelik sevgisidir. Etimolojinin, bir kavramın aydınlatılmasındaki rolünün ne olduğu tartışması şöyle dursun, felsefe nedir sorusuna verilen etimolojik bir yanıt, bize ancak sorunun zorluğunu gösterir. Nitekim felsefe tanımının zorluğu karşısında etimoloji, belki de yapılabilecek en tartışmasız tanımı sunmaktadır. Diğer yandan felsefe, bir etkinliktir ve “felsefe yapmak” ile kastedilen eylem, bilgeliğe duyulan sevgiden daha fazlasıdır. Hegel’in, Tinin Görüngübilimi’nin önsözünde kendisine koyduğu amacı da bu yöndedir: “Felsefeyi bilim biçimine, onun bilme sevgisi adını bir yana bırakarak edimsel bilme olabileceği hedefe yaklaştırmaya katkıda bulunmak – önüme koyduğum amaç budur.” “Felsefe nedir?” sorusuna verilen diğer yanıt ise felsefenin kendisinin de felsefi bir soru olduğunu belirtmektedir. Böylece felsefenin ne olduğu, filozoflara veya tarihsel dönemlere göre değişiklik gösterecektir. Felsefenin genelgeçer bir tanımını ortadan kaldıran bu yanıt, aynı zamanda felsefenin “muğlak” sınırlarına da gönderme yapıyor gibi gözükmektedir. O halde “Felsefe nedir?” sorusu, hesaplaşılması gereken bir başka soruyu gündeme getirmektedir: Muğlak sınırlarıyla felsefe, “bilmek” gibi kesinlik içeren bir edime nasıl katkı sunacaktır? Başka bir deyişle felsefenin bizzat kendisi, kendisine soru iken ele aldığı sorulara nasıl bir yanıt verebilecektir? (…)

Suat Kutay KÜÇÜKLER