Bu yazı, Noktasız Dergi’nin “Dil” temalı dokuzuncu sayısında yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız…

Wittgenstein felsefesi iki dönem olarak ele alınır. Öyle ki Russell gibi bazı filozoflar iki döneme ayırmakla kalmayıp aynı zamanda iki Wittgenstein’ın varlığından söz ederler. Söz konusu felsefi tutum ve kavrayış biçimindeki köklü değişim, Wittgenstein’ın dilin öğrenimi ve anlamı kavrayışına da yansımıştır. Wittgenstein’ın ikinci döneminin en ünlü eseri olan Felsefi Soruşturmalar’da, birinci dönem kitabı olan Tractatus Logico-Philosophicus’ta öne sürdüğü ideal dil anlayışından, nesnelerin gerekli olarak dildeki bir ada karşılık gelmesi görüşünden ve mantıkçı pozitivist kimliğinden vazgeçer; dil-oyunu, dilbilgisi gibi kavramlara ve gündelik dile odaklanır, dünyanın sınırlarını dil ile çizer. Bu yazıda Felsefi Soruşturmalar’da eleştirilen St. Augustine’nin dilde anlam ve dilin öğrenimi anlayışı ve bu anlayışa karşı öne sürülen argümanlar incelenecektir.
Felsefi Soruşturmalar, St. Augustine’in İtiraflarım adlı eserden bir alıntı ile başlar. Bu alıntıya göre St. Augustine, bir dilde çıkarılan seslerin işaret edilen nesneyi imlediğini ve bu seslerin taklit ve tekrar edilerek dilin öğrenilebileceğini ileri sürer. Bu durumda St. Augustine’nin anlamı, nesne-sözcük imlemesi olarak; öğrenimi ise Wittgenstein’ın tanımı ile yani sözcüklerin işaret-ederek-öğrenimi, bir diğer deyişle bir adlandırma etkinliği olarak tanımladığını söyleyebiliriz. Wittgenstein ise St. Augustine’nin bu alıntısını şu cümle ile özetler: “Dildeki sözcükler nesneleri adlandırır — tümceler böyle adlandırılışların bağlantılarıdır.” (…)

Nida Nur ERDOĞAN