Kolay Elde Edilmiş Bir Saadet Mi, Yoksa İnsanı Yücelten Izdırap Mı Daha İyidir?

Bu yazı, Noktasız Dergi’nin “Izdırap” temalı yedinci sayısında yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayınız…

Yeraltının korkutucu kimliğinden sıyrılıp zaman içinde giderek hayret verici ve sığınılacak bir mekan olduğu vurgusunun yazınsal anlamda ilk izlerini Fyodor Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar isimli eserinde bulmak mümkündür. Gerçek dünyadan kendini soyutlamış emekli bir memurun iç çatışmalarını ve hezeyanlarını konu alan bu romanda, “Yeraltı Adamı” asosyal, izole ve insanlardan nefret eden bir karakter olarak betimlenmiştir. Bazı araştırmacılara göre Yeraltından Notlar varoluşçu felsefenin edebiyattaki ilk yansıması olarak bilinir. Varoluşçuluk bağlamında edebiyat ve felsefe arasındaki ilişkiye ışık tutan bu romanda edebiyat ve felsefenin sınırları , iki alanın birbirine dönüşmesi, edebiyatın felsefeden ve felsefenin edebiyattan nasıl istifade ettiği görülmüştür. Varoluşçuluğu felsefi bir akım olarak ele almak güç olsa da ilginç bir şekilde hangi filozofların varoluşçu olduğuna dair yerleşmiş bir kanı hakimdir. Buna göre, Kiekergaard ve Nietzsche varoluşçuluğun isim olmasa da fikir babasıdır. Heidegger, Jaspers, Sartre, Camus ve Merleau-Ponty başlıca varoluşçu filozoflar olarak anılmaktadır. Bu filozoflar içerisinde  “varoluşçuluk” adı altında ortak bir felsefi akımın varlığında ısrarcı olan ise Sartre’dır.  Varoluşçuluk felsefesinde, insan varoluşunun anlamı söz konusudur. Varoluşçuluk, insanı anlama konusunda önceki felsefi anlayışlara bir karşı duruş olarak ortaya çıkmıştır. (…)

Kader DUMLU

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön