Manastır’da Başlayan Düşünce: Atatürk’ün Cumhuriyet ve Demokrasi Kararlarının Aydınlanmacı Temelleri

Belde KÖSEOĞLU (Dr.)

Önerilen atıf: Köseoğlu, Belde. “Manastır’da Başlayan Düşünce: Atatürk’ün Cumhuriyet ve Demokrasi Kararlarının Aydınlanmacı Temelleri”, Noktasız Dergi 15, (2025): 1-13.
DOI: 10.5281/zenodo.16930216

GİRİŞ

Demokrasi, Antik Yunan’dan günümüze gelen bir yönetim şeklidir. Yunanca demos yani halk ile kratos yani yönetim, iktidar kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelen, kelime anlamıyla “halkın yönetimi” demektir.1Afşar Timuçin, Felsefe Sözlüğü, (İstanbul: Bulut Yayınları, 2004), 123 – 148. Ancak Antik Yunan’daki demokrasi ile günümüz modern devletlerindeki demokrasi anlayışı tarihsel süreçte coğrafyaların değişmesi, teknolojinin ilerlemesi, nüfusun artması gibi faktörler nedeniyle farklılıklar göstermektedir. Antik Yunan doğrudan demokrasi yönetimi, günümüz kalabalık ve geniş coğrafyalı devletlerinde uygulamak mümkün olmamaktadır. Bunun yerine temsili sisteme geçilerek, demokrasinin günümüz şart ve koşullarına uyumlu ve uygulanabilir haline dönüşmesi sağlanmaktadır.

Demokrasilerdeki esas vurgu demosun yani halkın kendi kendisini yönetmesidir. Aydınlanma dönemi sonrası birey vurgusunun öne çıkması, sanayi devrimi, 20. yy’da iki büyük savaşın yaşanması ve buna bağlı olarak özellikle 1. D. S. sonrası imparatorlukların çökmesiyle yönetim şekillerinin de değişime uğraması, demokrasinin daha çok tercih edilen bir yönetim olmaya başlamasına neden olur. Bunun sebebi demokrasinin, bireysel hak ve özgürlükleri koruması, bireyin aktif olarak siyasete katılması ve yönetimde söz söyleme hakkının bulunması başlıca sebebidir.

Aydınlanma ve sonrası düşünürler, Antik Yunan düşünürleri gibi demokrasiyi, olması gereken bir yönetimin bozulmuş bir şekli olarak ele almazlar; aksine demokrasilerdeki halkın egemenliğinin, çoğunluğun tiranlığına dönüşmesi gibi tehlikelerin kontrol edilmesi durumunda, bireysel hak ve özgürlüklerin koruyuşu, bireyin gelişimini destekleyici bir yönetim şekli olarak ele alırlar.

Bu çerçevede Mustafa Kemal Atatürk’ün, Manastır Askeri İdadisi’nde eğitim aldığı sırada etkilendiği aydınlanma sonrası düşünürler ve Osmanlı’nın o dönemdeki durumu, Atatürk’ün olması gereken devlet şeklinin ne olduğu konusunda ufkunu açarken ve kendi kuracağı devletin de yönetim çerçevesini çizerken, olması gereken yönetim şekli konusunda da bir “karar” almasını sağlar. Bu makalede Atatürk’ün, etkilendiği düşünürlerden yola çıkılarak, küllerinden doğan bir toplumun yönetim şeklinin neden “cumhuriyet” ve “demokrasi” olarak seçtiği işlenecektir.

ATATÜRK’Ü DEMOKRASİ KARARINA GÖTÜREN DÜŞÜNÜR: JEAN-JACQUES ROUSSEAU

Modern devletlerin ortaya çıktığı dönem, Orta Çağ’ın sonu ve Yeni Çağ’ın başlarına kadar olan tarihsel aralıktaki dönemdir. Bu dönem, kilise etkisini yitirmeye ve eski gücünü kaybetmeye başlaması ve Avrupa feodal devletlerinin çözülmesiyle ortaya çıkan dönemdir.2Müşfika Nazan Arslanel & Ertuğrul Yücel, “Modern Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı: 15 (2), (2011): 2. “Devlet Tanrı içindir.” düşüncesi, modern devletlerle birlikte yerini “Devlet toplum içindir.” düşüncesine bırakmıştır.3Arslanel & Eryücel, “Modern Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri”, 2. Modern devletlerle birlikte, devletin siyasi yapısı sekülerleşmeye başlamış ve meşruiyette de rasyonellik ön plana çıkmıştır.4Arslanel & Eryücel, “Modern Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri”, 2. Tüm Avrupa’yı etkileyen 1789 Fransız Devrimi ve sonraki dönem ise, modern dönemin ikinci yarısını meydana getirir. Bu süreç egemenin sınırsız yetkilerinin sınırlandırıldığı ve bireysel hak ve özgürlüklerin daha da göz önünde olduğu bir dönemdir.

Filozofların düşünceleri ele alınırken bulundukları tarihsel süreç, yaşadıkları coğrafya ve siyasi yönetim göz önünde bulundurulmalıdır. Filozofların siyasetle ilgili düşünceleri, kendi yaşadıkları dönem ve toplumla şekillenir. Antik Yunan filozofunun demokrasiye bakışı ile aydınlanma dönemi ve sonrası filozofların demokrasiyi ele alışları farklıdır. Platon ve Aristoteles, demokrasiyi doğru bir yönetimin bozulmuş hali olarak ele alırlarken, aydınlanma düşüncesi ile “birey”i merkeze alan Rousseau, Tocqueville, Mill gibi düşünürler demokrasinin bireylerin kendilerinin geliştirmesini ve bireysel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasını sağlayan bir yönetim olarak ele almaktadırlar.

Toplum öncesi farazi bir doğa durumundan yola çıkan Rousseau’ya göre doğa durumunda eşitlik ve özgürlük hakimdir.5Seyit Coşkun, “Jean Jacques Rousseau” Siyaset Felsefesi Tarihi, ed. Ahu Tunçel & Kurtul Gülenç (Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2014): 298. Merhametin ve vicdanın olduğu doğa durumunda, bencillik yoktur. Haliyle bu durumda kaos da olamaz. Rousseau’ya göre insan sürekli bir gelişme halindedir. Ancak Rousseau, insanın doğasında sahip olduğu “yetkinleşme yetisi” sayesinde yükselip refaha kavuşabileceği gibi, kendi felaketine de sürüklenebileceğini söyler.6Müttalip Özcan, İnsan Felsefesi (Ankara: Bilgesu Yayıncılık, 2016), 214.

“Bu ayırt edici ve hemen hemen sınırsız yetinin, insanın bütün felaketlerin kaynağı olduğunu; insanı, başlangıçta var olan ve içinde akıp gittiği sakin ve masum günlerden zamanın zoruyla çıkaranın da bu yeti olduğunu; insanın bilgilerini ve hatalarını, rezalet ve erdemlerini yüzyıllar boyunca meydana çıkarak insanı, uzun sürede, kendi kendisinin ve doğanın zorbası haline getirenin de gene bu yeti olduğunu kabul etmek zorunda olması bizim için hazin olacaktır.”7Jean Jacques Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, çev. Rasih Nuri ileri (İstanbul: Say Yayınları, 2010), 214.

Rousseau’nun insan doğasının sahip olduğunu vurguladığı bu yeti sayesinde, önce sadece istemek, istememek, arzulamak gibi özelliklere sahip olan ruh, tutkuların da devreye girmesiyle aklın doğmasına sebep olur. Aklın doğmasıyla da ortaya çıkan bilgi ve tutkuların daha da gelişmesine sebep olarak doğa durumundan toplumsal hayata geçişin önünün açar.8Özcan, İnsan Felsefesi, 214-215. Doğa durumundan toplumsal duruma geçen insan, gelecek kaygısı taşımaktadır.9Özcan, İnsan Felsefesi, 215. İnsanda gelecek kaygısı olması önemlidir. Gelecek kaygısı taşımayan insan sadece gününü yaşayan bir insan haline gelir.

Rousseau’nun vurguladığı gibi modern insan gelişmektedir. Ancak bu gelişme her zaman iyi yönde olmaz. İnsanların tutkuları, aklı geliştikçe eskisine göre daha kurnaz, daha kötü ve düzenbaz olabilir.10Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler (İstanbul: Beta Yayıncılık, 2017), 216. Güçlü olan insanın gücünü gösterme ve kanıtlama arzusu, maddi açıdan durumu kötü olanların kendi ihtiyaçlarını giderebilme arzusu toplumu kaos ve savaş ortamına sürükler. Bu kaos ortamına sebep olan etkenlerden biri de “mülkiyet”tir. Rousseau’nun dediği gibi; “bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip, ‘Bu bana aittir!’ diyebilen, buna inanacak kadar saf insanlar bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu”.11Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, 133. Her ne kadar mülkiyet, insanın uygar insan olma yolundaki adımı olsa da insan geliştikçe ve modernleştikçe yukarıda sözü geçen kötü özelliklere de sahip olabilmektedir. Çünkü Rousseau için uygar toplum, rekabetin, para hırsının, bencilliğin ve üstün olmanın hüküm sürdüğü bir toplumdur.12Mehmet Ali Ağaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi (İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2011), 142. Bu ortamda güvende olmayan insan, kendisini koruyabilmek, güvenli bir ortam yaratabilmek amacıyla toplumsal yasaların ve üstün bir iktidarın olmasını sağlayacak düzenlemelere gider.13Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 223.

Toplumsal yasalar, anayasa ve hukuk toplumsal birlik ve düzenin sağlanmasını amaçlayan ve bireylerin de buna uymak zorunda oldukları kurallar topluluğudur.14Özcan, İnsan Felsefesi, 216. Rousseau, toplum sözleşmesini kurgularken hukukun olgulara uymasını değil, olguların hukuka uyması gerektiğini ifade eder.15Ağaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 580. Rousseau’nun toplum sözleşmesiyle kurmayı amaçladığı siyasal toplumdaki insan, kendine özgü yaşamı, iradesi olan kamusal bireye dönüşür.16Agaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 581. Rousseau bireyi, “yurttaş” ve “uyruk” olarak ikiye ayrılır. Yurttaş, saf bilince sahip, aklını kullanan ve buna uygun kararlar alıp uygulayan insanken uyruk, kanlı, canlı, somut kendi iradesi olandır.17Agaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 581. Rousseau, bireyi nasıl iki farklı şekilde ele aldıysa, halkı da öyle alır. Yurttaşlardan gelen halk, egemen olan halktır. Uyruklardan gelen halk ise somut halktır.18Agaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 582.  Rousseau halkı somut ve soyut olarak tanımlayarak yöneten ve yönetilen arasındaki farkın daha rahat anlaşılmasını amaçlar.

Toplumsal sözleşmeye tüm bireylerin katıldığını vurgulayan Rousseau, sözleşmenin “oy birliği” ile geçerli olacağını belirtir. Oy birliğine dayanan toplum sözleşmesi “genel irade” dir. Her toplumun genel iradesi aynı olmamaktadır. Her genel irade, o halka özgüdür ve halkın adalet, özgürlük ve haklarının güvence altında olmasını amaçlamaktadır.  Burada özel irade ve genel irade ayrımı önemlidir. Özel irade, kişilerin kendi iyiliğini ve çıkarlarını göz önünde tutarken genel irade, tüm toplumun iyiliği ve ortak çıkarını koruma ve devamlılığını sağlama amacı güder.19Özgüç Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı” Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi 14, (2012): 15. Genel irade, tüm yurttaşların yasama ve egemenliğin kullanılması sırasında ortak menfaati sağlayan iradedir. Bu nedenle de Rousseau’nun siyaset felsefesinde genel irade oldukça önemlidir. Bir devletin kurulup, doğru şekilde yönetilebilmesi ve yurttaşların refahı için genel irade belirleyicidir. Ancak genel irade hiçbir zaman çoğunluğun iradesi değildir. Genel iradeyi belirleyici kılan unsur niceliksel değil, herkesin yararına olan niteliğidir.20Oktay Uygun, Demokrasinin Tarihsel, Felsefi ve Ahlaki Boyutları (İstanbul: İnkılap Yayınevi, 2003), 139.

Rousseau’ya göre insan, özgür doğar fakat her yerde zincire vurulmuş haldedir.21Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 57. Toplum sözleşmesiyle de insan, tüm özgürlüğünü değil sadece bir kısmını devreder. Çünkü ona göre, özgürlüğünden tamamen vazgeçen biri köledir. Rousseau bunu Toplum Sözleşmesi’nde, “özgürlüğünden vazgeçmek insan olma niteliğinden vazgeçmektir, insanlık haklarından hatta ödevinden vazgeçmektir”22Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 63. şeklinde ifade eder. Doğa durumunda sınırsız bir özgürlüğünü bir kenara bırakıp, sözleşmeyle yurttaş olmayı kabul eden insanın, toplumsal hayatında elde ettiği ahlaki ve toplumsal özgürlüklere karşılık yerine getirmek zorunda olduğu görevleri ve ödevleri vardır.23Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı” 15. Rousseau için toplumsal özgürlüğün en temelinde “eşitlik” yatar. Eşitlik, özgürlük için bir amaç değil araçtır.24Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı”, 17..

“(…) toplum sözleşmesi yurttaşlar arasında öyle bir eşitlik sağlar ki herkes aynı koşullar altında bağımlılanır ve herkesin aynı haklardan yararlanması gerekir. Böylece sözleşmenin özü gereği her egemenlik edimi yani genel istemin her gerçek edimi tüm yurttaşları eşit ölçüde yükümlü kılar ya da kayırır, öyle ki egemen yalnızca ulusun bütününü tanır ve onu oluşturanları hiçbir şekilde birbirinden ayıramaz.”25Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 90.

Toplum sözleşmesiyle birlikte oluşan genel iradeyi meydana getiren ulusun bir arada kalması ve bölünmezliği Rousseau için siyasi toplumun en önemli unsurlarından biridir. Sözleşmeyi kabul eden bir bireyin, toplumsal hayatta elde ettiği toplumsal özgürlüklere karşılık yapmak zorunda olduğu ödev ve görevleri mevcuttur. Bunların en başında “siyasi katılım” vardır. Bir toplumda tam anlamda özgürlüğün sağlanabilmesi için herkes, siyasal birliğin kaderini tayin etmede rol oynamalı ve bu konuda herkesin hakları eşit olmalıdır.26Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı”, 17. Rousseau için “hakları ödevlerle uyuşturmak ve adaleti konusunda yönlendirmek için sözleşmeler ve yasalar gereklidir”.27Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 95. Bir insan başkasına itaat ederse, özgürlüğünü kaybeder. Bunun yaşanmaması için, toplumda herkesin uyacağı, genel iradeye uygun yasalar oluşturulmalıdır. Halkın yararına uygun ve özgürlüğünü koruyucu bir yönetim ancak genel iradenin işlemesiyle mümkündür. Rousseau için yasalarla işleyen bir devlet, yönetim şekli ne olursa olsun “cumhuriyet” ile yönetilir.28Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 97. Genel iradenin olduğu yerde, halkın ortak yararı ön planda tutulur. Halkın yararına olmayan hiçbir yönetim devamlılığını sağlayamaz.  Cumhuriyeti ayakta tutacak olan, siyasal eşitlik ve özgürlüğün devamlılığının sağlanabilmesidir. Bunu sağlayacak olan da yasalardır. Rousseau yasaları yapma ve değiştirme işini halka bırakmaz. Halkın yapması gereken, yasaları korumaktır.29Giovanni Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, çev. Prof. Dr. Tunçer Karamustafaoğlu & Prof. Dr. Mehmet Turhan (İstanbul: Sentez Yayıncılık, 2014), 379. Yasama yetkisini doğrudan halka bırakmayan Rousseau, yürütme gücünü de halk ya da çoğunluğa bırakmaz. Bunun nedenini Rousseau, yürütmenin kamu gücüne özel bir etken gerektirdiğini, yürütmenin “özel edimlere” dayandığını, bu özel edimlere sahip olan gücün, devletle egemen güç arasında ilişki kurabilen, insanın ruh ve beden birliğini kamusal varlıkla gerçekleştirebilecek bir güç olması gerektiğini söyler.30Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 126. Hükümetin varlık nedeni, burada ortaya çıkmaktadır. Hükümetin egemenin aracı olduğunun unutulmaması gerekir.

Rousseau, hükümetin uygulanışına göre yönetimleri üçe ayırır. Egemenin hükümet görevini, tüm halka ya da halkın bir bölümüne bırakması halinde demokrasi, az sayıda insana bırakması halinde soyluluk ve bir kişinin eline bırakmasıyla mutlak yönetim ya da krallıktır.31Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 135. Ona göre demokrasi tüm halkı kucaklayıp, içine aldığı gibi yarısını da içine alacak şekilde darlaşabilir. Rousseau, yasama ve yürütmenin tamamının halkın eline bırakıldığı “doğrudan demokrasi”nin genel yarar ve özel yarar arasında karmaşa durumuna neden olabileceğini öne sürmektedir. Aslında Rousseau, Antik Yunan doğrudan demokrasisinin sahip olduğu erdemleri koruyarak, modern demokrasiyi uyarlamaya çalışan bir cumhuriyetçidir.32Uygun, Demokrasinin Tarihsel, Felsefi ve Ahlaki Boyutları, 136. İnsanlar ancak doğrudan demokrasi sayesinde demokrasiyi uygularken doğa durumunda sahip oldukları eşitlik ve özgürlüklerine sahip olabilirler. Egemenlik hiçbir koşulda devredilemeyeceği için, temsili yönetimde hakların bir temsilciye devredilmesi Rousseau için kabul edilemez. Bu nedenle Rousseau demokrasi yönetimin tanrısal bulur ve şöyle ifade eder: “Eğer tanrılar halkı olsaydı demokrasiyle yönetilirdi. Böylesine bir hükümet insanlar için uygun değildir.”33Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 139. Ancak gene de hükümet şekli demokrasi olacaksa Rousseau, demokrasinin uzun ömürlü olması ve doğru işletilebilmesi için belli başlı öneriler sunar. Bunlardan ilki, devletin küçük olması gerekliliğidir. Küçük coğrafyalı ve nüfus bakımından az olan devletlerde demokrasi daha kolay uygulanabilir. İkinci olarak gelenek ve göreneklerin oldukça sade olması gerekir. Bu sayede işlerin yığılmamasını ve oluşabilecek kaos ortamının en düşük düzeyde tutulması sağlanır. Üçüncü olarak sınıflarda ve zenginlikte eşit olunması ve lüksün az olması gerekir. Bu sayede sınıflar arasındaki ekonomik farklılık nedeniyle bireyler arasında gerilim, tartışmalar ve ahlakı bozacak davranışlar olmaz.34Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 138.

Ancak Rousseau’ya göre en sonunda demokratik yönetim kaosa ve iç savaşa sürüklenir. Demokrasilerdeki sorun, egemenin hem yöneten hem de yönetilen olmasıdır. Yöneten ve yönetilenin aynı kişi olması, hükümetsiz hükümeti meydana getireceği için devleti karmaşaya sürükler.35Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 217.

Rousseau’nun demokrasi düşüncesindeki sorunlardan birisi, çoğunluğun iradesinin genel irade olup olmadığını denetleyen kurumların olmamasıdır. Kendisinden sonra gelen John Stuart Mill ya da günümüzde Robert Dahl gibi düşünürler, demokrasilerdeki çoğunluğun iradesinin üstünlüğünün çoğunluğun tiranlığına dönüşebilme ihtimaline karşı, demokrasiyi destekleyici ve denetleyici kurumlarla geliştirmeyi ve demokrasinin uzun ömürlü, doğru şekilde yönetilen bir yönetim şekli olmasını amaçlarlar. Bunun nedeni ise, bireysel gelişimi ve ilerlemeyi en çok destekleyen yönetim şeklinin demokrasi olduğu düşüncesidir.

İşte Mustafa Kemal Atatürk, Fransız Devrimi’ni de düşünceleriyle etkileyen Jean Jacques Rousseau’nun cumhuriyet düşüncesinden yola çıkıp, onun demokrasi için eksik ve tehlikeli bulduğunu durumları dikkatle inceleyip, önlemler almayı amaçlayarak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde bu eksik ve tehlikeleri gidermeyi amaçlamaktadır.

Atatürk’ün Fikir Dünyası: Manastır’dan Cumhuriyet Kurma Yolculuğu ve Demokrasi Kararı

Cumhuriyet, gücünü halktan alan, iktidarın halka ait olduğu yönetim biçimidir. Cumhuriyette egemenlik, bir kişi ya da gruba ait değil, halkın doğrudan ya da kendi belirlediği ve kendisini temsil etmesini istediği temsilcilerden oluşmaktadır. Cumhuriyetin en belirgin özelliklerinden biri, demokratik seçimlerdir. Bu nedenle cumhuriyet ile demokrasi genelde birbiriyle aynı rejimmiş gibi düşünülür. Cumhuriyet bir yönetim şekliyken demokrasi siyasal olarak katılım şeklidir. Temelde ikisi de halkın kendisini yönetmesine dayansa da cumhuriyet halkın egemenliği elinde tutmasıyken, demokrasi bu egemenliğin yönetimde nasıl belirleyici olacağını gösterir. Örneğin, komşularımız İran ve Irak birer cumhuriyet olsa da demokrasi ile yönetilmezler. Günümüz Irak Devleti’nin ilk anayasası, 1925’te monarşik özelliklere sahiptir. 1958 darbesi sonunda cumhuriyet kurulur ve anayasa yeni bir şekil alır.  2003 yılında ABD ve Birleşik Krallık, terörle mücadele ve Irak Halkı’nı özgürleştirme adı altında ülkeye müdahale etmeleriyle Saddam Hüseyin tutuklanır ve görevden alınır. Irak’ın bugün ki anayasası 2005’te yürürlüğe giren ve hala kullanılmakta olan anayasadır. Bu anayasaya göre, ülkenin yönetim şekli cumhuriyet, dini islam ve kanunları da islama dayanmaktadır. Hiçbir kanun, islamın yerleşik hükümlerine aykırı olamaz.36Arif Akbaş, “Orta Doğu’nun Yeni Demokrasileri: Irak’ta Siyasi İstikrarsızlık (2022- 2023)”, Doğu Araştırmaları- A Journey of Oriental Students, 29, (2024/1), 3. Bunun bir başka örneği de İran’da yaşanır. 1979 yılındaki devrimle yeni şeriat yönetimi ‘halk çoğunluğu’ ile kabul edilir. Demokratik bazı özelliklere sahip olduğu düşünülse de 1989 anayasa ile İran’ın yönetiminde değişiklikler meydana gelir.37Çiğdem Akman, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Yönetim Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi, 6 (38), (2019): 1629. Mevcut anayasaya göre İran bir İslam Cumhuriyeti’dir ve tüm yönetim buna uygun şekilde uygulanmalıdır.38Akman, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Yönetim Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme”, 1629. İran’da anayasa din ve cumhuriyetçi düşüncelerin birleştirilmesiyle meydana gelir. Ne Irak ne de İran, cumhuriyetle yönetilmekte ancak demokrasi uygulanmamaktadır. Günümüz demokrasilerinde sahip olması beklenen ifade özgürlüğü, seçme ve seçilme hakkı, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması ve kadın- erkek herkesin bir birey olarak eşit sayılması gibi özellikler bu devletlerde uygulanmaz. Avrupa’dan örnek vermek gerekirse, eski SSCB de cumhuriyet olsa da demokrasi ile yönetilmez. Bunun tersi olan yönetimler de mevcuttur. İngiltere her ne kadar meşruti monarşi olsa da çoğunlukçu demokrasiyi -Lijphart’in deyimiyle Westminster modelini- uygular.39Arend Lijphart, Demokrasi Modelleri, çev. Güneş Ayas, Utku Umut Bulsun (İstanbul: İthaki Yayınları, 2014), 25. İngiltere’ye benzer durumda olan Belçika, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde de yönetim şekli cumhuriyet olmayıp demokrasi ile yönetilmektedir. Yani cumhuriyet ve demokrasi halkın yönetimi şeklinde benzer bir tanıma sahip olsa da işleyiş, özellik ve uygulama açısından farklıdır. Mustafa Kemal, kurulacak olan ülkenin yönetim şeklini cumhuriyet ve işleyiş şeklini de demokrasi olarak belirleyerek halkın egemenliğini en ön sıraya koymuştur.

Mustafa Kemal’in cumhuriyet ve demokrasi ile ilgili düşüncelerinin oluşması ve gelişmesinde Manastır Askeri İdadisi’nin önemi büyüktür. Selanik Rüstiyesi’nden sonra İstanbul Kuleli İdadisi’ne gitmek istese de Selanik İdadisi’ndeki öğretmeni Miralay Hasan Bey tarafından Manastır’a gitmesi halinde daha iyi yetişeceği konusunda ikna edilmesi üzere, Manastır Askeri İdadisi’nde eğitim alır.  Özellikle o dönem askeri okullar, padişaha ve Osmanlı Devleti’ne sadakat duygusunu aşılamayı amaçlar. Osmanlı Devleti, dini bakımdan farklı dini inanışlara sahip insanlardan meydana gelmekte olup, kimsenin inancına karışmayan, bu anlamda hoşgörüye sahip bir devlet yapısına sahiptir. Ancak askeri okullardaki subay adayları Müslümandır ve hepsinin genel amacı yönetici Müslüman topluluğunu korumaktır.40Andrew Mango, Atatürk, çev. Füsun Doruker (İstanbul: Remzi Kitapevi, 2023), 62. Askeri okullardaki subay adaylarının düşüncelerini sadece derslerde öğrendikleri değil, Osmanlı’nın o dönemki zorlu süreci, kaybedilen savaşlar, verilmek zorunda olan imtiyazlar da etkilemektedir.

Örneğin Mustafa Kemal’i edebiyat ve şiir alanında etkileyen sınıf arkadaşı Ömer Naci ile Manastır Askeri İdadisi’nde tanışır. Ancak bu etkilenme Ömer Naci’nin şiir aşkı kadar romantik bir etkilenme değildir. Çünkü Mustafa Kemal asla ölçüsüz bir heyecan adamı değildir.41 Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam- I (İstanbul: Remzi Kitapevi, 2023) 68. Mustafa Kemal, “özgürlük şairi” olarak adlandırılan Namık Kemal’in kaleminden ve şiirinden onun vatanına duyduğu sevgi ve hürriyet sevdasına nedeniyle etkilenir. Liberal-milliyetçi konuşmalarının heyecanını, İstanbul’da Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de eğitim alırken de  devam ettirir.42Mango, Atatürk, 63. Selanik’te mahalleden arkadaşı ve ömür boyu en yakın arkadaşlarından biri olan Nuri (Conker) ile de Manastır Askeri İdadisi’ne birlikte giderler. Ayrıca gene yıllarca yakın arkadaşı olan Ali Fuat (Okyay) ile de Manastır’da tanışır. Benzer şekilde kendisinden iki üst sınıfta olan Enver Paşa da Manastır’da öğrenim görmektedir. Manastır hem birlikte okuduğu kişiler sayesinde hem kendisinin milliyetçi yapısı ile Osmanlı’nın o dönemki koşulları ve durumu dolayısıyla Mustafa Kemal’in düşünce yapısını ve kuracağı devletin nasıl olması ve olmaması gerektiği konusunda ufkunu açar. Manastır’da ve sonrasında Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de birlikte eğitim gördüğü kişileri, Mustafa Kemal’in tüm hayatı boyunca kalacak ve ülkenin milli mücadele ve sonrası döneminde de yanında olacaktır. Bunun yanında Manastır’daki tarih öğretmeni ve Cumhuriyet Dönemi’nde Atatürk’ün isteği ile Diyarbakır Milletvekili olan Mehmet Tevfik’in önemi büyüktür. Kendisi hem koyu bir milliyetçi hem de tarih alanında Türkler’in kökeni konusunda araştırmacı ve uzmandır.43Emre Gör, “Atatürk’ün Tarih Öğretmeni Mehmet Tevfik Bilge’nin ‘Cihan Tarihinde Türkler ve Meziyetleri’ Adlı Eseri”, Çankırı Karatekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 6 (2018): 4. Derslerinde Fransız İhtilali konusundaki geniş bilgisi ve üzerinde durması sonucu Fransız halkının milliyetçi, özgürlükçü olması, egemenliği ele alışı ve bunun için ettiği mücadele Mustafa Kemal’i etkiler. Mustafa Kemal, Mehmet Tevfik (Bilge)’den özellikle milliyetçilik ve tarih sevgisini ve bu konulardaki araştırma merakına sahip olur.44Gör, “Atatürk’ün Tarih Öğretmeni Mehmet Tevfik Bilge’nin ‘Cihan Tarihinde Türkler ve Meziyetleri’ Adlı Eseri”, 4. Mustafa Kemal’in Manastır’daki eğitimi, siyasi düşüncelerinin oluşmasında, hürriyet ve milliyetçilik anlayışının gelişmesinde ve şekillenmesinde etkilidir. Hayatının ilerleyen yıllarında, milli mücadele zamanında yaratmak istediği toplumun nasıl bir toplum olması gerektiği fikrinin filizleri Manastır’da atılır.

Mustafa Kemal, Şam 5. Ordu’da staj yaptığı esnada kurduğu Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin adını gene Manastır yıllarında etkilendiği Namık Kemal’den esinlenerek koyar. Cemiyetin kurulduğu gece, “mesele ölmekte değil; ölmeden idealimizi yaratmak, yapmak ve yerleştirmektir” derken ölümü ve tehlikeyi ne kadar göze aldığı görülür. Peki Mustafa Kemal’in ideali? O’nun ideali, başarmadan, yaratmadan, yapmadan, tamamen özgür, kendisini yönetebilecek yeni sistemi oluşturmadan ölmemektir.45Aydemir, Tek Adam- I, 88. Bu sistem, tamamen özgür, kendisini yönetebilecek yetkinliğe sahip bir milleti içinde barındırır.  Çünkü tam anlamıyla özgür olamayan ve kendi hakkında kararlar alamayan bir millet, kendi istek ve arzularından ziyade, yönetildiği toplumun liderlerinin kararlarına uygun şekilde yaşayacaktır.

Bu düşünce yapısı, aydınlanma sonrası siyaset felsefesi üzerine düşünen düşünürlerin de üzerinde durdukları konudur. Aydınlanma dönemi ve sonrası birey merkezli bir düşünce yapısına sahiptir. Birey özgürdür ve sürekli kendisini geliştirebilir. Bir devlet yönetiminde de önemli olan, bireyin hak ve özgürlüklerine dokunmaması ve kendisini geliştirmesine olanak sağlamasıdır. Birey rasyoneldir ve kendi hakkında karara varabilecek yetilerle donatılır. İnsanların, siyasi bir toplumsal yaşamdan önce doğa durumunda yaşadıklarını varsayarak, toplumsal durumun bir toplum sözleşmesi ile başladığını tasvir eden Hobbes, Locke ve Rousseau gibi düşünürler ve sonrasında özellikle demokrasi üzerine düşünen Tocqueville ve Mill gibi düşünürler, birey merkezli düşünce sistemlerini oluştururken Hobbes’un Leviathan’ı hariç hiçbiri egemenliği başka bir güce devretmez. Bunun sebebi, kişinin egemenliğinin sadece kendisine ait olmasından kaynaklanır. Kişinin egemenliğinin devredilmesi, kişiyi köleden farksız bir hale getirir. Mustafa Kemal bu düşüncelerin ışığında kendi cumhuriyet ve demokrasi sistemini oluşturur. 1913 – 1915 yılları arasında Sofya’da ataşeyken gözlemledikleri ve yaşadıkları da bize fikir vermektedir. Örneğin Mustafa Kemal, Sofya’dayken Nuri Conker’in Zabit ve Kumandan eserine cevap niteliğinde yazdığı Zabit ve Kumandan ile Hasbihal’de de içinde bulunduğu durumun daima bir savaş durumu olduğunu söyler. Mustafa Kemal, “savaş, barış zamanındaki çalışmanın bir sınavıdır. (…) barışta da savaş sanatının aralıksız ve tam bir merak ve özen ile öğrenilmesine devam etmek, savaş sınavında zafere ulaşmak için gayet gerekli ve vazgeçilmezdir.”46Mango, Atatürk, 32. diyerek her zaman tetikte ve hazır bulunmanın, doğru eğitimle ve azimle birleştiğinde insanı başarıya ulaştıracağını söyler. Mustafa Kemal, savaşmanın sadece niceliksel olarak fazla ya da teknoloji açısından gelişmiş silahlara sahip olanın kazanacağı bir durum olarak görmez. O, her zaman doğru strateji ve gözlemin de kazanma açısından büyük bir avantaj sağladığını bilir. Bunların yanında sahip olduğu hitabet yeteneği de savaşta subaya, askere ve halka moral verme açısından etkileyicidir.

Milli bilincin gelişmesi de demokrasi açısından önemlidir. Mutlak monarşilerdeki tanrı tarafından kutsanmış kral düşüncesi, tarihsel süreçte milli bilincin gelişmesi ve insanların rasyonel olduğuna olan inanç sayesinde egemen gücün ilahi bir kaynaktan geldiğine olan inanç sarsılır.47Turhan Feyzioğlu, “Atatürk ve Milliyetçilik” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 1 (1985): 355. Bu düşüncenin oluşmasında, imparatorlukların çökmesi ve büyük devletlerin bölünmesinin de katkısı vardır. 19. yy. ve sonrasındaki demokratikleşmeye bağlı hareketler ve demokrasinin daha çok benimsenmeye başlaması, milliyetçilik akımlarını da beraberinde getirir.48Feyzioğlu, “Atatürk ve Milliyetçilik”, 355. Ancak Türklerde “milliyetçilik” düşüncesinin gelişmesi çok geç olur. Osmanlı’nın son dönemlerinde bile Türk olmak, Türklük bilinci ve milliyetçiliği, daha kendisini göstermez. Mustafa Kemal’in Manastır yıllarından beri özellikle üzerinde durduğu ve önem verdiği Türklük ve milliyetçilik, milli mücadele yıllarında daha da kendisini gösterir. Mustafa Kemal’in bu kadar cumhuriyet ve demokrasi üzerinde durması gene Türk’ün verdiği mücadeleye karşılık Türk egemenliğinin ne kadar önemli ve devredilemez olmasından kaynaklanmaktadır.

Halide Edip Adıvar’ın Türk’ün Ateşle İmtihanı eserinin birinci meclisin açılış sürecinde yaşananları anlattığı bölümde, 1920 Mart’ında yaşanan hükümet darbesi ve hemen sonrasında meclisin kurulma süreci ve zorlukları anlatılır. 1920 Nisan’ının başında bir meclisin açılması ve Ankara’da kurulacak olan hükümetin şekli hakkında tartışmalar şiddetlenir. Başta anayasa profesörü Celalettin Arif olmak üzere, Batı düşüncesinden etkilenenler bu yeni meclisin, bir teşrii meclis, bir kabine ve icra heyetinden meydana gelmesini, başında da meclis reisinin olmasını isterler.49Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı – 2, (İstanbul: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, 1998), 20. Mustafa Kemal bunun bir cumhuriyet olduğu söyleyerek halkın bundan korkabileceğini vurgular. O, her zaman ani reformların sindirilerek ve uzun vadede halka alıştırılarak yapılması taraftarıdır. Ancak o dönemin şartlarında, işgal kuvvetleri altında fazla vakit yoktur.

“Mustafa Kemal Paşa önce buna itiraz etti. Bunu bir cumhuriyete benzetti. Bunun halkı ürkütmesinden korkuyordu. Tamamen Jean Jacques Rousseau gibi konuştuğunu iyi hatırlarım: “Bütün kudret halkındır. Kudret bölünemez, icrai ve teşrii diye birbirinden ayrılamaz.

Kudretin bölünememesi ve halkın elinde olması meselesi üzerine uzun tartışmalardan sonra varılan karar bir çeşit convention şekliydi. Bunu şöyle özetleyebiliriz. Bütün yürütme ve yasama gücü meclisin elinde olacak ve kabine üyelerini onlar seçecek. Onlar sadece meclise karşı sorumlu olacaklar. Bu suretle kabineye karşı sorumlulukları olmayacak. Yani, kabine meclisin bir çeşit memur heyeti olacak. Bunların başında meclis başkanı bulunacak, fakat kişisel sorumluluğu olmayacak. 

İşte, bu şekilde Mustafa Kemal Paşa bunu teklif etti.”50Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı – 2, 20-21.

Bu teklif uzun tartışmalar sonunda kabul edilir ve 23 Nisan 1920’de TBMM Ankara’da açılır. Daha önce de belirtildiği gibi, ülkenin bu kadar zorlu döneminde, halkın sözünün dinlendiği ve karar mercii olduğu bir meclisin kurulması, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı öncesi halkı hazırlayan bir süreç olur. Mustafa Kemal, Nutuk’ta halkın egemenliğine ne kadar önem verdiğini 18 Kasım 1922’de yaptığı gizli görüşmeler sonrasındaki konuşmasında şöyle ifade eder:

“Türkiye halkının kayıtsız ve şartsız egemenliğini elinde tuttuğunu bir kez daha ve kesinlikle söylüyorum. Egemenlik, hiçbir anlamda, hiçbir biçimde, hiçbir renk ve belirtide ortaklık kabul etmez. Sanı ister halife olsun ister ne olursa olsun, hiç kimse bu milletin alın yazısında ona ortak çıkamaz. Millet, buna kesinlikle göz yumamaz. Bunu önerecek hiçbir milletvekili bulunamaz.”51Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk (Hatıratlarla Karşılaştırmalı), (İstanbul: İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri, 2020), 1030.

Atatürk, milli irade, millet ve ülkenin yönetimi gibi konulardaki her konuşmasında, J. J. Rousseau gibi milletin egemenliğinin bölünmezliği ve devredilemezliği üzerinde durur.

Demokrasi ile Otorite Arasında: Atatürk’ün Modeli

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin ilanının birinci yılı için Vatan Gazetesi’ne verdiği demeçte şunları söyler: “Türk milletinin tabiat ve şiarına en mutabık olan idare, Cumhuriyet idaresidir”.52Yüksel Özgen (ed), “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II”, erişim 20 Haziran 2025, https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/2024/03/Ataturkun-Soylev-ve-Demecleri-C2.pdf, 361. Cumhuriyete bu kadar önem vermesinin nedeni Rousseau’nun cumhuriyet fikrinin ve Fransız İhtilali gibi tüm Avrupa’yı saran milliyetçi ve özgürlükçü düşüncenin yanı sıra, dönemin imparatorluklarının bir dünya savaşıyla yıkılmasıdır. Birinci Dünya Savaşı başta olmak üzere dönemin diğer savaşlarına girme kararı, milletin iradesine başvurulmadan alınmıştır. Oysa milletin kendi iradesi ve arzusu dışında karar verilerek girilen savaşlarda ne kadar acı ve zorlayıcı tecrübeler edindiklerine Atatürk bizzat şahittir. Kaldı ki kendi memleketi Selanik’in tek kurşun atılmadan kaybedilmesi de içinde bir yara olarak kalır. Atatürk’ün, milletin iradesi ve azmiyle kazanılan Kurtuluş Savaşı’nı ve sonrasında devlet yönetimini böyle bir zaferi kazanan milletin iradesi ile oluşturma arzusu son derece normaldir. Döneminde çoğu devletin demokrasi adı altında tek adam rejimini getiren liderlerinin aksine, Kurtuluş Savaşı’nın ortasında milletin iradesini ve istediğini önemsediğinin bir kanıtı olarak millet meclisini açar. Afet İnan’ın aktardığı şu ifadelerde de Atatürk’ün millet meclisine verdiği önem görülmektedir:

“(…) Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Ve bu makam-ı hakimiyetin hükümetine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka makam-ı saltanat, bundan başka bir Heyet-i Hükümet yoktur ve olamaz.”53Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2018), 135.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ifadelerinde de görüldüğü gibi demokrasinin temellerine dayanan bir hükümet kurulmaktadır. Bunun için 1 Kasım 1922’te saltanat kaldırılır, Mart 1923’te de hilafet lağvedilir. Bu tarz reformlar Türk halkını cumhuriyete hazırlayan reformlardır. Ancak Atatürk her ne kadar Fransız Devrimi’nin özgürlükçü ve eşitlikçi ruhundan ve ilkelerinden oldukça etkilense de onun Türkiye’nin cumhuriyete geçiş planları ve ilerleyişi Robespierre’in terör hükümeti gibi değildir.54İlber Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk (İstanbul: Kronik kitap, 2018). 292.

Mustafa Kemal Atatürk, askeri idadi yıllarından itibaren ülkesi için uygun gördüğü yönetim şekli olarak “cumhuriyet” harici bir yönetim şekli asla düşünmez ve uygun görmez. Ancak bu cumhuriyetin nasıl bir cumhuriyet olacağı konusunda uzun yıllara yayılan bir düşünce sistemi oluşturur. Osmanlı Dönemi’nde “Fransız” ekolü ülkenin her alanına yayılan bir ekoldür. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti yenileşme ve Batılılaşma sürecine girer. Osmanlı’nın bu sürece girmesinin nedeni hem kaybedilen topraklar ve ordunun eski gücünü kaybetmeye başlaması hem de Avrupa’daki teknolojik gelişmelere ayak uydurmaya çalışmasıdır. Bu nedenle dönemin padişah ve devlet adamları Avrupa’da güçlü orduya sahip olan devletlerin askeri sistemlerini Osmanlı’ya uyarlamaya çalışırlar.

“Askeri modernleşme sürecinde ilk olarak, orduya çağın değerlerine uygun subay kadrosunu oluşturacak askeri okulların kurulması üzerinde durulmuştur. Bunun için Avrupalı Devletlerinin güçlü orduları örnek alınmıştır. Özellikle Fransız ordusunun ve askeri eğitiminin Osmanlı Devleti’nin modern askeri teşkilatının kuruluş sürecinde etkisi büyük olmuştur. Osmanlı Devleti’nin askeri alanda yaptığı modernleşme çalışmalarında görev almak üzere başta Comte de Bonneval, Baron de Tott, St. Remy gibi uzmanlar olmak üzere çok sayıda Fransız subay ve uzmanlar gelmiştir.”55Özge kurşun Tükenmez, “19. Yüzyılda Fransız Askeri Mekteplerinde Eğitim ve Osmanlı Askeri Mekteplerin Modernleşmesine Tesiri”, Medditerranean Journal of Humanities, 13 (2023): 220.

II. Mahmut’un yeniçeriyi kaldırmasıyla yerine kurulacak orduya batı tarzında subayların eğitim verebileceği ‘Harbiye Mektebi’nin kurulur. Bu mektep, özellikle o dönem güçlü bir orduya sahip Napolyon’un güçlü ordusu da örnek alınarak, Fransız ordusu örnek alınarak kurulur.56Tükenmez, “19. Yüzyılda Fransız Askeri Mekteplerinde Eğitim ve Osmanlı Askeri Mekteplerin Modernleşmesine Tesiri”, 220. Osmanlı Devleti yenileşme süreciyle beraber, bahsedildiği gibi Fransız tarzı popülizm, sosyalist ve merkezî devlet anlayışı benimser.57Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 292. Bu nedenle Mustafa Kemal’in de askeri eğitim sırasında bu ekolden etkilendiği bellidir. Atatürk, Fransız Le Matin Gazetesi’ne verdiği demeçte demokrasi hakkındaki düşüncelerini ve Fransız İhtilali’nden nasıl etkilendiğini şöyle açıklar:

“Fransız İhtilali bütün cihana hürriyet fikrini nefh eylemiştir ve bu fikrin halen esas ve menbaı bulunmaktadır. Fakat o tarihten beri beşeriyet terakki etmiştir. Türk demokrasisi Fransa ihtilalinin açtığı yolu takip etmiş, lakin kendisine has vasf-ı mümeyyizle inkişaf etmiştir. Zira her millet inkılabını içtimai muhitinin tazyikat ve ihtiyacına tabi olan ve hal ve vaziyetine ve bu intihal ve inkılabın zaman-ı vukuuna göre yapar.”58Yüksel Özgen (ed), “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri III”, erişim 25 Haziran 2025, https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/2024/03/Ataturkun-Soylev-ve-Demecleri-C2.pdf, 99.

Daha önce de bahsedildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk, askeri dehasının ve strateji belirlemesindeki başarısının yanında ileri görüşlülüğü ve her şeyi doğru zamanda yapması gibi özelliklere sahiptir. Vatanının her karış toprağı için çok büyük mücadele verip kazanan bir millet için uygun gördüğü yönetim şekli olarak cumhuriyeti ve uygulanış şekli olarak da demokrasiyi ilan ettiği tarih de onun halkı alıştırıp benimseterek, yeni yönetim biçiminin benimseyip korkmadan egemenliği halkın kendisine ait olduğunu hissettiği bir dönemdedir.

29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyet yönetimi Türkiye için yeni bir başlangıçtır. Yönetimin demokratikleşmesi için yapılan inkılaplar ve Batılılaşma amaçlı yenilikler de önemlidir. Çünkü demokrasi demek, Batı modeli demektir. Batı’nın bilimsel ve rasyonel düşünme tarzını kullanabilmek demektir. Atatürk, kendi silah arkadaşları da olsa her türlü muhalif fikre demokrasinin bir özelliği olarak saygı duymaktadır. Bu nedenle cumhuriyetin ilanı ve sonrasında kendi fikirleriyle uyuşmayan, cumhuriyeti rejim olarak kabul edip içeriği ile ilgili ayrı düşünen kişilerden meydana gelen muhaliflerin kurduğu, ömrü 2 yıl süren Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na karşı çıkmaz. Özellikle 20. yy demokrasilerinde sıkça görülen çok partili seçim sisteminin ülkemizde de uygulanması, demokrasinin gelişmesi açısından önemlidir. Ancak gene de yeni kurulmuş bir cumhuriyetten, hele büyük bir milli mücadelenin içerisinden doğan bir cumhuriyetten çok hızlı ilerlemesini ve demokrasinin, oluşturulan anayasaların olması gereken tüm ilkeleri sağlayabilmesini beklememek gerekir. Bu nedenle Batı’nın demokrasisini örnek alırken Aydemir’in şu ifadeleri de Atatürk Cumhuriyeti’ndeki inkılapların nedenselliği açısından önemlidir:

“Halbuki kol kuvvetinden ve alın terinden başka sermayesi bulunmayan Türkiye’nin, kendisini bir batı hürriyeti sarhoşluğu içinde bir batı demokrasisinin hayaline kaptırması, ancak bir aldanışla neticelenebilirdi. Onun için, ülkenin kımıldaması, zeminin tesviyesi ve tesviye edilmiş zemin üstünde, içeride milli hakimiyete dayanan, dışarıya karşı siyasetten hür ve ekonomik bakımdan özgürlük esasını güden, ileri bir nizam kurabilmesi için, olağanüstü kanunlara, olağanüstü müdahalelere ve düzenlemelere yönelmek vardı. Bu olağanüstü müdahale ve düzenlemeler inkılap demekti.”59Aydemir, Tek Adam- III, 196.

Atatürk, cumhuriyeti ve demokrasiyi halka alıştırmayı, benimsetmeyi amaçlarken doğru şekilde uygulanması için çabalar. Batı’dan farklı olarak kültürel, eğitim, kıyafet, ekonomi gibi alanlarda inkılaplar yapılmalıdır. O günlerde yeni Türkiye’nin esas ihtiyacı çok partili bir sistemden ve oluşabilecek muhalif düşüncelerden dolayı kaybedilecek zamandan ziyade, “(…) tek ve kudretli bir iradeye ve bu iradenin, halka rağmen fakat halk için şefliğine ihtiyacı”60Aydemir, Tek Adam -III, 196. vardır. Bu şef de Mustafa Kemal Atatürk’tür. Yeni Cumhuriyet’in inşa edilebilmesi için, toplumun kökten reform ve değişime, gelenek ve göreneklerin yanında bilimin ışığına ve rasyonel düşünmeye, bireysel hak ve özgürlüklere hâkim olup, sahip çıkmaya ihtiyaç vardır. Halk kendi kendisini yönetecek ve egemenliğine sahip çıkacaksa, bu özelliklere sahip olmalıdır.

SONUÇ

Atatürk olmasaydı da Türkiye’de demokrasi gene olur muydu? Bu sorunun cevabına İlber Ortaylı “hayır” yanıtını verir. Ona göre bu ülke belki çok daha farklı ve küçük ölçekli çizilmiş bir devlet olarak varlığını sürdürebilirdi ancak demokrasinin bir ülkeye yerleşmesi için “yerli halk, ülkenin sahipleri o ihtiyacı hissedip, demokrasiyi kendileri tesis etmelidir”.61Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 309. Demokrasinin olabilmesi için kurumlarla, kuruluşlarla ve yasalarda desteklenmesi, halkın bir bütün olarak bunu istemesi ve demokratik haklarını kullanmayı tercih etmesi gerekir. Demokrasi ve cumhuriyet, bireyi rasyonel olarak değerlendirip kendisi için neyi uygun olup neyin uygun olmadığını bilecek bilinçte kabul eder. Mustafa Kemal Atatürk’ün yaptığı inkılaplarla, bireyin ve haliyle toplumun kalkınmasını, eğitim görmesini, kendi kendisine yetebilmesini de demokratikleşmenin bir özelliği olarak istemektedir. Osmanlı’nın son dönemi, cumhuriyetin ilk yıllarında okur yazar yaşı genel nüfusa göre %8’dir. Bu bir toplum için oldukça düşük bir orandır. Bu nedenle yapılan tüm reform, yenilikler ve inkılapların amacı hep bu sayıyı yükseltmek, insanların kendi haklarını bilmelerini, ona uygun şekilde özgürce ve hukukun üstünlüğü sayesinde eşit yaşamalarını sağlamaktır.

Daha Manastır yıllarında, 13 – 14 yaşlarında başlayan ileri görüşlülük, cesaret, milliyetçi duygular, tam bağımsızlık düşüncesi ve eşitlik gibi değerlerin ışığından asla uzaklaşmayan Atatürk; demokrasi, özgürlük, cumhuriyet ve eşitlik hakkındaki düşüncelerinin şekillenmesine araç olan Jean-Jacques Rousseau’nun düşüncelerini ve Fransız İhtilali’nin ruhunu alıp, eksik ve hatalı gördüğü yerleri ve düşünceleri düzelterek ilerleme amacındadır. Bunun en güzel örneği de kurduğu ve bizlere armağan olarak bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti’nde görmekteyiz.

Sonuç olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”.

REFERANSLAR

  • 1
    Afşar Timuçin, Felsefe Sözlüğü, (İstanbul: Bulut Yayınları, 2004), 123 – 148.
  • 2
    Müşfika Nazan Arslanel & Ertuğrul Yücel, “Modern Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı: 15 (2), (2011): 2.
  • 3
    Arslanel & Eryücel, “Modern Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri”, 2.
  • 4
    Arslanel & Eryücel, “Modern Devlet Anlayışının Felsefi Temelleri”, 2.
  • 5
    Seyit Coşkun, “Jean Jacques Rousseau” Siyaset Felsefesi Tarihi, ed. Ahu Tunçel & Kurtul Gülenç (Ankara: Doğu Batı Yayınları, 2014): 298.
  • 6
    Müttalip Özcan, İnsan Felsefesi (Ankara: Bilgesu Yayıncılık, 2016), 214.
  • 7
    Jean Jacques Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, çev. Rasih Nuri ileri (İstanbul: Say Yayınları, 2010), 214.
  • 8
    Özcan, İnsan Felsefesi, 214-215.
  • 9
    Özcan, İnsan Felsefesi, 215.
  • 10
    Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler (İstanbul: Beta Yayıncılık, 2017), 216.
  • 11
    Rousseau, İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı, 133.
  • 12
    Mehmet Ali Ağaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi (İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2011), 142.
  • 13
    Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 223.
  • 14
    Özcan, İnsan Felsefesi, 216.
  • 15
    Ağaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 580.
  • 16
    Agaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 581.
  • 17
    Agaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 581.
  • 18
    Agaoğulları, Batı’da Siyasal Düşünceler Tarihi, 582.
  • 19
    Özgüç Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı” Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi 14, (2012): 15.
  • 20
    Oktay Uygun, Demokrasinin Tarihsel, Felsefi ve Ahlaki Boyutları (İstanbul: İnkılap Yayınevi, 2003), 139.
  • 21
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 57.
  • 22
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 63.
  • 23
    Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı” 15.
  • 24
    Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı”, 17.
  • 25
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 90.
  • 26
    Orhan, “J. J. Rousseau’da Genel İrade Kavramı”, 17.
  • 27
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 95.
  • 28
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 97.
  • 29
    Giovanni Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, çev. Prof. Dr. Tunçer Karamustafaoğlu & Prof. Dr. Mehmet Turhan (İstanbul: Sentez Yayıncılık, 2014), 379.
  • 30
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 126.
  • 31
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 135.
  • 32
    Uygun, Demokrasinin Tarihsel, Felsefi ve Ahlaki Boyutları, 136.
  • 33
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 139.
  • 34
    Rousseau, Toplum Sözleşmesi, 138.
  • 35
    Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 217.
  • 36
    Arif Akbaş, “Orta Doğu’nun Yeni Demokrasileri: Irak’ta Siyasi İstikrarsızlık (2022- 2023)”, Doğu Araştırmaları- A Journey of Oriental Students, 29, (2024/1), 3.
  • 37
    Çiğdem Akman, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Yönetim Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme”, Uluslararası Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Dergisi, 6 (38), (2019): 1629.
  • 38
    Akman, “İran İslam Cumhuriyeti’nin Yönetim Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme”, 1629.
  • 39
    Arend Lijphart, Demokrasi Modelleri, çev. Güneş Ayas, Utku Umut Bulsun (İstanbul: İthaki Yayınları, 2014), 25.
  • 40
    Andrew Mango, Atatürk, çev. Füsun Doruker (İstanbul: Remzi Kitapevi, 2023), 62.
  • 41
     Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam- I (İstanbul: Remzi Kitapevi, 2023) 68.
  • 42
    Mango, Atatürk, 63.
  • 43
    Emre Gör, “Atatürk’ün Tarih Öğretmeni Mehmet Tevfik Bilge’nin ‘Cihan Tarihinde Türkler ve Meziyetleri’ Adlı Eseri”, Çankırı Karatekin Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 6 (2018): 4.
  • 44
    Gör, “Atatürk’ün Tarih Öğretmeni Mehmet Tevfik Bilge’nin ‘Cihan Tarihinde Türkler ve Meziyetleri’ Adlı Eseri”, 4.
  • 45
    Aydemir, Tek Adam- I, 88.
  • 46
    Mango, Atatürk, 32.
  • 47
    Turhan Feyzioğlu, “Atatürk ve Milliyetçilik” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 1 (1985): 355.
  • 48
    Feyzioğlu, “Atatürk ve Milliyetçilik”, 355.
  • 49
    Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı – 2, (İstanbul: Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık, 1998), 20.
  • 50
    Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı – 2, 20-21.
  • 51
    Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk (Hatıratlarla Karşılaştırmalı), (İstanbul: İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri, 2020), 1030.
  • 52
    Yüksel Özgen (ed), “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II”, erişim 20 Haziran 2025, https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/2024/03/Ataturkun-Soylev-ve-Demecleri-C2.pdf, 361.
  • 53
    Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (İstanbul: Türkiye İş Bankası Yayınları, 2018), 135.
  • 54
    İlber Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk (İstanbul: Kronik kitap, 2018). 292.
  • 55
    Özge kurşun Tükenmez, “19. Yüzyılda Fransız Askeri Mekteplerinde Eğitim ve Osmanlı Askeri Mekteplerin Modernleşmesine Tesiri”, Medditerranean Journal of Humanities, 13 (2023): 220.
  • 56
    Tükenmez, “19. Yüzyılda Fransız Askeri Mekteplerinde Eğitim ve Osmanlı Askeri Mekteplerin Modernleşmesine Tesiri”, 220.
  • 57
    Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 292.
  • 58
    Yüksel Özgen (ed), “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri III”, erişim 25 Haziran 2025, https://atam.gov.tr/wp-content/uploads/2024/03/Ataturkun-Soylev-ve-Demecleri-C2.pdf, 99.
  • 59
    Aydemir, Tek Adam- III, 196.
  • 60
    Aydemir, Tek Adam -III, 196.
  • 61
    Ortaylı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 309.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön