Kültürel Sömürünün Dünü ve Bugünü: Yabancı Dil, Bir Tercih Mi Yoksa Bir Dayatma Mı?

Emre Dağhan TOKGÖZ

Önerilen atıf: Tokgöz, Emre Dağhan. “Kültürel Sömürünün Dünü ve Bugünü: Yabancı Dil, Bir Tercih Mi Yoksa Bir Dayatma Mı?”, Noktasız Dergi 15, (2025): 14-18.
DOI: 10.5281/zenodo.16930332

Yeni bir olgu olarak bahsedemeyeceğimiz sömürgecilik tarih boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır. Görece güçlü bir devletin kendinden güçsüz gördüğü diğer bir devletin topraklarını ele geçirerek, kendi halkının da fethettiği bölgelere yerleşmesi ile gerçekleşen sayısız örnek bulunmaktadır. Ancak modern anlamda sömürgecilikten bahsedecek olursak, Portekizli ve İspanyol kâşiflerin ön ayak olması ile birlikte 1500’lü senelerde denizcilik alanında gelişen ve değişen koşullar yoluyla uzak noktalara erişimin sağlanması gibi konularda çeşitli atılımlar gerçekleşmiştir. Bu hareketler göz önüne alındığında mevzubahis sömürgecilik anlayışı da bu gelişmeler ile şekillenmiş ve değişime uğramıştır. Bu gelişmeler o dönemin öncesinde coğrafi koşullar nedeni ile ulaşılmaz olan ya da o döneme kadar ulaşılamayan topraklara erişim imkânı vermiştir.1Kohn, Margaret and Kavita Reddy, “Colonialism”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2024 Edition), Edward N. Zalta & Uri Nodelman (eds.), URL =<https://plato.stanford.edu/archives/sum2024/entries/colonialism/>. Bu hareketlere Fransa, Almanya, Britanya gibi ülkeler de 17. yy’da dâhil olmuşlardır. Dahası 1760 yılında yapılan Sanayi Devrimi ile beraber Britanya kapitalizm dönemini de resmen ilan etmiştir. Bu durum oluşmadan önce hâkim olan merkantilist politikaları izleyen ülkeler ise “en çok altını ve gümüşü olan kazanır” düşüncesi ile sömürge ülkelerinden altın ve gümüş elde etmeye odaklanmıştır.2İrge, N. Filiz. “Gelişmiş kapitalizm eşliğinde yeni sömürgecilik.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 7.1 (2005): 59-88. Ancak sömürülen bölgede hammaddenin, doğal kaynakların ya da işgücünün sömürülmesi dışında kalan ve baskı altına alma politikaları içerisine dâhil edilen kültürel etkilerden de bahsedilmelidir ki bu husus oldukça mühimdir.

Sömürgecilik günümüzde eskisi gibi silah zoruyla karşımıza çıkmasa da I. Dünya Savaşı’nı sonlandıran 1919 Paris Barış Konferansı ile “manda” ve “himaye” gibi kavramlarla hafifletilmek istenmiştir. Ancak bu sefer de sömürgeciliğin gedikli devletleri, manda ve himaye hakkı altında bu faaliyetlerine hız kesmeden devam etmişlerdir. 1970’lerde bağımsızlıklarını kazanan eski sömürge ülkeler hala Batı’nın güçlü etkisini üzerlerinde hissetmektedir. Batılı devletlerin günümüzde de sömürgecilik ile yüzleşmiş ve payını almış ülkeler üzerinde hala etkisinin olduğundan bahsetmek gerekir. Eskinin sömürgecileri, bu “bağımsız” ülkelerdeki demokrasinin zaman zaman iç işlerine müdahalelerde bulunmuşlardır. Bu müdahaleler doğrultusunda ise “bağımsız” olarak addedilen devletlerin birer uzaktan kumanda ile yönetilen devletlere dönüşmesinde pay sahibi olmuşlardır.3Maekawa, Ichiro. “Neo-colonialism reconsidered: a case study of East Africa in the 1960s and 1970s.” The Journal of Imperial and Commonwealth History 43.2 (2015): 317-341.

Sömürgecilik faaliyeti yürüten ülkeler, yalnızca ordu gücü veya ekonomik güç ile bir ülkeyi tahakküm altına almanın ötesinde sömürge yaptıkları ülkelere kültürel aktarımlar gerçekleştirdikleri de görülmektedir. Bu durum birçok alan içinde görülebilir: Din, kültür, hukuk kuralları, değişen yemek alışkanlıkları ve hatta dil üzerinde çeşitli çabalar bulunmaktadır. Örnek olarak Hindistan, Pakistan, Singapur gibi çeşitli Asya kıtası ülkeleri4Gargesh, Ravinder. “South Asian Englishes.” The handbook of world Englishes (2019): 105-134. ve Nijerya, Kenya, Uganda, Zimbabve gibi çeşitli Afrika ülkeleri de sömürgecilikten nasiplerini alarak kendi yerel dillerini büyük bir ölçüde yitirmişlerdir. Bundan ötürü, İngilizcenin bir resmî dil ya da ikinci dil haline geldiği ülkeler arasına girmişlerdir.5Omoniyi, Tope. “The sociolinguistics of colonisation: A perspective of language shift.” Sociolinguistic Studies 3.3 (2010): 307-328. Öte yandan, Afrika Kıtası sahip olduğu doğal kaynaklar bazında en çok tahrip edilen bölge haline gelmiştir. Bahsedilen faaliyetler, yalnızca İngiltere tarafından gerçekleştirilmemiş, Fransa’nın da bölgedeki faaliyetlerine örnek olarak başlıca Cezayir, Kamerun, Fildişi Sahili, Kongo ve Senegal verilebilir.6Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation. “France’s colonial policy in Africa.”://mid.ru/en/foreign_policy/historical_materials/1957980/. Erişim 1 Haziran 2025. Bu bölgelerin tümünde olmasa da birçok yeni kreol dil oluşmuş ya da sömürgeci ülkenin dili resmî bir dil haline gelmiştir ve bu diller, yeni gelen nesillerin kullandıkları diller olmaya devam edeceklerdir. Kısaca kreol terimini tanımlayacak olursak, bölgelere ya da çeşitli yörelere göre değişiklik gösteren ve birkaç dilin bir araya gelmesiyle oluşan bir dil olduğundan bahsetmek mümkündür.7Bickerton, Derek. “Creole languages.” Scientific American 249.1 (1983): 116-123.

Toprakları üzerinde bir talan düzeni yürüten egemen güçlerin politikaları ile tahakküm altına alınmaya çalışılan sömürgelerde sömürgecisinin dilinde aldığı eğitim ve kabul etmek zorunda kaldığı kuralların o dönem bir zorunluluktan ibaret olduğu söylenebilir.

Bu sömürgeci güçlerin topraklar üzerinde yaşayan halklar üzerinde kurduğu otorite, yalnızca doğal ve ekonomik kaynakların sömürüsü üzerine değil yerlileri uygulanan çeşitli eğitim müfredatları ile kültürel köklerinden kopartma girişiminde olmuşlardır. Bu girişimlerin başlıca amacı, yerel halkın dilini ve kültürünü etkileyerek kendi toprakları üzerinde bir yabancı haline getirmek olabilir. Bu konu ile ilgili Fanon, sömürge haline gelen topraklar üzerinde sömürgeci dilinin yalnızca iletişim için kullanılan bir araç değil, yerlilerin sömürgeciler tarafından kabul görmesini sağlamak adına dayatılan bir durum olarak görmektedir. Bu durum bilinçli tercih değil, tam aksine çeşitli maddi ve sosyal kaygılardan dolayı dayatılan bir mecburiyet gibidir.8Stuart Hall, “The After-life of Frantz Fanon: Why Fanon? Why Now? Why Black Skin, White Masks?” in The Fact of Blackness, ed. Alan Read (London: Routledge, 2023), 12-37.

Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, geçmişteki politikaların az çok etkisini ve sebebini anlamak mümkündür. Fakat bu durum günümüzde nasıl ilerliyor? Çağımızda baskı ve tahakküm halen daha varlığını sürdürse de artık bu faaliyetleri gerçekleştirme çabası içerisinde olanlar biraz daha yumuşak ve derinden bir strateji geliştirmek durumunda kalmışlardır. Merkezi güçler, gücünü bir bölge üstünde bizzat kendi kuvvetiyle hissettirmektense, üzerinde tahakküm kurulmak istenen bölgelerde şirin görünmeye çalışmaktadır.

İngilizce Ortak Bir İletişim Dili Halini Nasıl Aldı?

İngilizcenin bugünlerde küresel bir ortak iletişim dili olması çeşitli ekonomik, kültürel ve politik faktörlerin bir araya gelmesiyle mümkün olmuştur. Bunlardan ilki yukarıda da belirtildiği üzere İngiliz İmparatorluğu’nun sömürgeleştirme faaliyetleri ile alakalıdır. Kısaca açıklayacak olursak, İngiltere’nin hem doğuda hem batıda geniş bir sömürge ağının bulunmasıyla beraber denizlerdeki gücü, İngiliz dilini ticaret ve eğitim dili haline getirmiştir. Bunun bir sonucu olarak da farklı etnik gruplar ortak dil olarak İngilizceyi kullanmaya başlamıştır. Dahası, Sanayi Devrimi ile sunulan yenilikler, üretilen makineler, bilimsel yayınlar İngilizce üzerinden yayılmıştır. Bu hususlar doğrultusunda ekonomik üstünlüğe sahip olan İngiliz dilinin, saygın bir konuma ulaştığı söylenebilir.9Mufwene, Salikoko S. “Globalization, global English, and world English (es): Myths and facts.” The handbook of language and globalization (2010): 29-55.

Ancak ABD’nin yükselişini de bu konu bağlamında unutmamak gerekir. Bilindiği üzere ABD, 20. yy. başlarından itibaren dünyada bir süper güç haline gelmiştir. ABD, diplomasi, eğlence ve teknoloji sektöründeki hâkimiyeti ile İngilizceyi daha yaygın bir hale getirmiştir. Bununla beraber 1900’lerin sonları ve 2000’lerde ise Hollywood, müzik ve dizi endüstrisi tüm dünyada popüler hale gelmiş;10Fraser, Matthew. “American pop culture as soft power: Movies and broadcasting.” Soft Power Superpowers. Routledge, (2015). 204-220. CNN, VOA gibi medya kuruluşlarının uluslararası düzeyde haberler yaparak İngilizceyi gazetecilik sektöründe de bir standart haline getirdikleri söylenebilir. Dahası İngilizce, kurulan uluslararası şirketler, örgütler ve üniversitelerin de resmî çalışma dili olarak benimsenmiştir. Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği gibi örgütler İngilizceyi çalışma dilleri olarak kabul etmiştir. Birçok üniversite de eğitim programlarını İngilizce üzerinden yapar hale gelmiştir. Sözün özü olarak, yukarıda bahsedilen tüm bu noktaların İngilizceyi modern dünyada oldukça itibarlı bir konuma getirdiği söylenebilir.

 Günümüzde Yabancı Dil Etkisi ve “Gönüllü Adaptasyon” 
Dijitalleşme ve sosyal medyanın da etkisiyle Batı yaşam tarzı vitrine çıkartılarak Türkiye dâhil birçok ülkede Batı yaşam tarzını görünür hatta kaçınılamayacak seviyeye taşımıştır. Popüler kültürün günlük yaşamımıza etki eden çeşitli noktaları vardır. Popüler olan Batı müziklerine, Netflix dizilerine, Hollywood filmlerine gündelik hayatın herhangi bir zamanında rastlamak mümkündür.11Vyomakesisri, Tippabhotla, Thigulla Sonu, and Doballi Srikanth. “POP Culture: Interaction of and Influence on the Youth.” International Journal of English Literature and Social Sciences (IJELS) 5.1 (2020): 8-12. Burada iki husus oldukça önemlidir;

(a) Dünyadaki insanlar tamamen Batılılaşma yoluna mı gidiyor?

(b)  Yoksa çeşitli yerel değerlerini de göz önünde bulundurarak Batı etkilerinin yerel kültür ile harmanlandığı yeni bir kültür oluşmasına mı vesile oluyor?

Adaptasyon sağlamak durumunda olan topluluklar için, çağın gerekliliklerini yerine getirmekte ve bir değer üretmekte sıkıntı çektiklerinden bahsedilebilir. Merkezi güçler ise, teknolojik ve bilimsel üretimde epey önde olmanın verdiği bir güç ile “öteki” adı altında adlandırılan toplumları yine kendi saflarına fayda sağlamak adına kullanma çabası içindedirler.12Bahaeddin Yediyıldız, “Batılılaşma, Modernleşme, Çağdaşlaşma: Kavram Farklılıkları”, Erişim: 15 Mart, 2025. https://www.kirmizilar.com/batililasma-modernlesme-cagdaslasma-kavram-farkliliklari/ Burada anlatılmak istenen adaptasyon bir kişinin tercihi değil13 Kaygusuz, İbrahim. “Küreselleşme Ve Dijitalleşme Süreçlerinin Kültürel Melezleşme Eğilimleri Üzerindeki Etkisi.” Journal of Social Sciences/Toplum Bilimleri Dergisi 18.36 (2024)., dayatmalar sonucu dışarı uyumlu olma baskısını hissetme halidir. Zorunlu adaptasyon sağlanması gereken meseleler elbette bulunmaktadır ki bunlar genelde ekonomik ve siyasi meselelerdir. Fakat zorunlu adaptasyon dışında popüler kültür ve sosyal medya etkisiyle bir gönüllü adaptasyon süreci olduğundan da bahsedilebilir.

Adaptasyonun gönüllülük esasında olması durumu ise açıklanması gereken bir konudur. Merkezi güçlerin, bu hususta kullandığı çeşitli medya ve dijital kanallar adaptasyonu gerçekleştirmenin anahtarı olarak görülebilir.14Özbey, İlknur Beyaz. “Dijitalleşme, sosyal medya ve risk toplumu.” İmgelem 6.10 (2022): 141-158. Bu kanalların, “egemenleştirilen” kültür tarafından, “ötekileştirilen” geleneksel kültürün ve kimliğin tahrip edilmesi amacıyla kullanılan bir enstrüman olduğu söylenebilir.15Hall, Stuart. “Culture, the media and the ‘ideological effect’.” New Critical Writings in Political Sociology. Routledge, (2024): 341-374. Günümüzde ise Amerikan kültürünün etkisinin fazlaca hissedilmesinin sebebi ise Batı modeli insan yaratma stratejisinin16Bkz.: Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan, çev. Zülfü Dicleli (İstanbul: Profil Kitap, 2012). toplumlar tarafından fark edilmeden bu kadar yol almış olmasıdır. Özetle, toplumların ve bireylerin ötekileştirilerek güçlü bir dayatmaya maruz kalmaları, onların tercih sınırlarının da yine “egemenleştirilmiş kültür” tarafından çizileceği anlamına gelmektedir.17Özbey, “Dijitalleşme, sosyal medya ve risk toplumu.”, 154. Değer üretemeyen toplumların, bu oluşturulan model ve kültürün tahakküm etkisi altında kalmaya devam edeceğinden bahsedilebilir.

Gönüllü adaptasyon süreci bahsedildiği kadar “gönüllü” olmayabilir. Sosyal medya ve popüler kültür öğelerine maruz kalmak da “gönüllü” adaptasyonun bir meselesi olarak değerlendirilebilir. Bunu çeşitli örneklerle desteklemek de mümkündür; Örneğin, sokakta yürürken karşılaştığımız yabancı dilde yazılan tabelalar, bir dükkândan alışveriş yapılırken duyulan bir Batı kökenli müzik, bir ürünün televizyon, internet reklamı ya da dostlarınızla ettiğiniz bir sohbet arasında araya sıkıştırılan İngilizce kelimeler gibi çeşitli formlarda maruz kalınabilir. Maruz kalmak gönüllü yapılan bir eylem olmadığından dolayı hayatımızın her anında Batı etkisi ile karşılaşmak mümkündür.

SONUÇ

Bu çerçevede bakıldığında, Batılı ülkelerin çeşitli planlarını başka ülkeler üzerinde eski dönemlerde uygulamaya geçirdikleri gibi güç ya da silah zoru gibi uluslararası hukuka aykırı olan yöntemler ile değil, bunu daha çok ticari ve kültürel fonksiyonlar üzerinden yürütme hedefinde olduklarından bahsedilebilir. Dil, esasında nesiller arası kültürel aktarımı sağlayan bir ögedir.18Fang, Fan, ve Xinxin Yao. “Intergenerational transmission and multilingual dynamics: exploring language policies in Chaoshan families through a contextual lens.” Current Issues in Language Planning (2024): 1-20. Dilin değişime uğraması da çeşitli kültürel değerlerin nesiller arası aktarımında çeşitli problemlere sebep olabilir. Dahası bir milletin kimliğini oluşturan dil ve kültür kavramları üzerinden tahribata uğrayan ve bir şekilde etki altına giren ülkelerin, gelecek nesillerinin sahip olacağı yeni kültür ve yeni kimlik gibi meselelerde önlem alması gerekmektedir. Bu hususa alınacak esas önlem ise değer üretmektir.

REFERANSLAR

  • 1
    Kohn, Margaret and Kavita Reddy, “Colonialism”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2024 Edition), Edward N. Zalta & Uri Nodelman (eds.), URL =<https://plato.stanford.edu/archives/sum2024/entries/colonialism/>.
  • 2
    İrge, N. Filiz. “Gelişmiş kapitalizm eşliğinde yeni sömürgecilik.” Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 7.1 (2005): 59-88.
  • 3
    Maekawa, Ichiro. “Neo-colonialism reconsidered: a case study of East Africa in the 1960s and 1970s.” The Journal of Imperial and Commonwealth History 43.2 (2015): 317-341.
  • 4
    Gargesh, Ravinder. “South Asian Englishes.” The handbook of world Englishes (2019): 105-134.
  • 5
    Omoniyi, Tope. “The sociolinguistics of colonisation: A perspective of language shift.” Sociolinguistic Studies 3.3 (2010): 307-328.
  • 6
    Ministry of Foreign Affairs of the Russian Federation. “France’s colonial policy in Africa.”://mid.ru/en/foreign_policy/historical_materials/1957980/. Erişim 1 Haziran 2025.
  • 7
    Bickerton, Derek. “Creole languages.” Scientific American 249.1 (1983): 116-123.
  • 8
    Stuart Hall, “The After-life of Frantz Fanon: Why Fanon? Why Now? Why Black Skin, White Masks?” in The Fact of Blackness, ed. Alan Read (London: Routledge, 2023), 12-37.
  • 9
    Mufwene, Salikoko S. “Globalization, global English, and world English (es): Myths and facts.” The handbook of language and globalization (2010): 29-55.
  • 10
    Fraser, Matthew. “American pop culture as soft power: Movies and broadcasting.” Soft Power Superpowers. Routledge, (2015). 204-220.
  • 11
    Vyomakesisri, Tippabhotla, Thigulla Sonu, and Doballi Srikanth. “POP Culture: Interaction of and Influence on the Youth.” International Journal of English Literature and Social Sciences (IJELS) 5.1 (2020): 8-12.
  • 12
    Bahaeddin Yediyıldız, “Batılılaşma, Modernleşme, Çağdaşlaşma: Kavram Farklılıkları”, Erişim: 15 Mart, 2025. https://www.kirmizilar.com/batililasma-modernlesme-cagdaslasma-kavram-farkliliklari/
  • 13
     Kaygusuz, İbrahim. “Küreselleşme Ve Dijitalleşme Süreçlerinin Kültürel Melezleşme Eğilimleri Üzerindeki Etkisi.” Journal of Social Sciences/Toplum Bilimleri Dergisi 18.36 (2024).
  • 14
    Özbey, İlknur Beyaz. “Dijitalleşme, sosyal medya ve risk toplumu.” İmgelem 6.10 (2022): 141-158.
  • 15
    Hall, Stuart. “Culture, the media and the ‘ideological effect’.” New Critical Writings in Political Sociology. Routledge, (2024): 341-374.
  • 16
    Bkz.: Francis Fukuyama, Tarihin Sonu ve Son İnsan, çev. Zülfü Dicleli (İstanbul: Profil Kitap, 2012).
  • 17
    Özbey, “Dijitalleşme, sosyal medya ve risk toplumu.”, 154.
  • 18
    Fang, Fan, ve Xinxin Yao. “Intergenerational transmission and multilingual dynamics: exploring language policies in Chaoshan families through a contextual lens.” Current Issues in Language Planning (2024): 1-20.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön