Tahakküm İçinde Kadın, Kadın İçinde Tahakküm

Derya YILDIRIM

Önerilen atıf: Yıldırım, Derya. “Tahakküm İçinde Kadın, Kadın İçinde Tahakküm”, Noktasız Dergi 14, (2025): 32-36.
DOI: doi.org/10.5281/zenodo.14889425

Tahakkümde yaşamak ama bunu kendi isteğin sanmak mümkün müdür? Baskıdan kurtulmak istemek ve kurtuluşu belki de yeni tahakküm haline getirmek ya da tahakkümü kendinle özdeşlemek… Baskı, toplumun en temel yapı taşı olan ailede başlar ve kendini yeni bedenlerde devam ettirir. Keza ataerkil bir sistemde büyümüş bir kız çocuğunda da tahakküm, ailede başlar. Kız yumuşak başlı olmalıdır, denileni yapmalıdır, erkek işlerini yapmamalıdır, yetişkin olduğunda evlenmelidir, kocasının sözünden çıkmamalıdır, iyi eş olmalıdır, çocuklarına ve eşine bakmalıdır… En nihayetinde çocukluktan getirilen bu düşünceler, bireyin düşünce şemalarını oluştururlar ve bireyi kısıtlamalarına rağmen birey için bir doğru haline gelirler. Bireyi kısıtlayan bu baskıcı doğrular dünyaya gelen yeni kuşaklara aktarılan bir kısır döngüyü oluştururlar. Bu döngüyü kırmak ise kolay değildir çünkü bireyler başkaları tarafından kendilerine dayatılmış olan bu düşüncelerin kendi düşünceleri olduğuna inanırlar. İskender Pala’nın kitabında değindiği ve Cenap Şahabeddin’in de dediği gibi “Köhne fikirler paslanmış çivilere benzer, yerlerinden kolay kolay sökülemezler.”1İskender Pala, İki Darbe Arasında: İlginç Zamanlarda (İstanbul: Kapı Yayınları, 2010), 39.

Bireyde merak duymanın, sorgulamanın henüz yeni başladığı en küçük yaşlarda; bireyin önüne set çekilir, kalıplaşmış düşünceler bireye dayatılmaya başlanır ve salt doğrunun bu olduğuna inanması beklenir. Oysaki Dünya’nın oluşumundaki önemli bir görüş olan Büyük Patlama dahi bir teoridir ve teoriler bile değişmeye açıktır. Birey kendine yersiz gelen düşünce ve davranışları sorgulamaya başladığı anda sosyal çevresi ve toplum tarafından bireyin önüne birtakım kendine ait olmayan kalıp düşünceler serilir. Belli bir süre bu düşünce ve davranışlara birey dirense bile dışlanacağını düşünerek, bu düşüncelere uyum sağlar ve artık bu düşünceler kendi düşünceleri haline gelir. Peki gerçekten kendi düşünceleri midir bu düşünceler, yoksa ona dayatıldığı için mi kendi düşünceleri olmak zorunda kalmıştır?  Basit bir örnek vermek gerekirse yaşadığımız bu ataerkil toplumda iki kişi evlenirken düğün yapmayı yersiz bulsalar bile düğün yapmak zorunluluğunu hissetmeleri ne kadar kendi düşünceleri olabilir? Evlilik örneğinin arka planına kabaca bakacak olursak düğün yapmadan evlenmiş bir kadın hakkında toplum ne düşünür? Ya da gelinliğine kırmızı kuşak bağlamamış bir kadın hakkında toplum ne der? Kırmızı kuşak adetinin aslında ilk başlarda bereket anlamı taşıdığını ancak günümüze anlamını değiştirerek geldiğini Emine Çakır’ın yazısında şu şekilde görebiliriz “…bu ritüel, gelinin gideceği yere uğur ve bereket getireceği ve gideceği yerde gayretli, iffetli ve doğurgan olacağı gibi anlamlar taşır. Fakat ritüelin son zamanlarda bahsedilen bu anlamlarının unutulmaya başlandığı, anlam kötüleşmesine uğrayarak yozlaştığı, yerini bekâret algısına bıraktığı belirlenmiştir.”2Kaya, İyi Toplum Yoktur: Günlük Hayatta Toplumun Bireyi İstismar Biçimleri, 135.

Baskıcı toplumlar, bireylere; küçük yaşlarından itibaren bireyin kendi düşüncelerini, isteklerini hiçe sayarak toplumun düşünce ve davranışlarını doğru olduğunu dayatarak bir hâkimiyet kurarlar. Böylece bu düşünceler de bireylerin en başında kendilerine ait olmasa da zamanla dayatıldığı için kendi düşünceleri haline gelir. Mustafa Kemal Atatürk de bu tahakkümü yıkmak ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak amacıyla gerek hukukta gerekse toplumsal yaşamda birçok düzenlemelerde bulunmuştur. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi, çalışma hayatında kadın istihdamının arttırılması ve eğitimde cinsiyet eşitliliğinin sağlanması bu düzenlemelerin başlıca örnekleri arasında gösterilebilir.  Bu tahakkümden çıkabilmek için ise kadınlar ve erkeklerin küçüklüğümüzden bu yana bizlere dayatılan baskıcı düşünce ve davranış kalıplarından sıyrılması ve bunları sorgulaması gerek ki bu döngü yıkılabilsin. Tüm bu bilgiler ışığında Mustafa Kemal Atatürk’ün “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Kabil midir ki bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki bir cisim yarısı toprağa bağlı kaldıkça, öteki yarısı göklere yükselebilsin?” 3Lokman Aydın, “Ortaöğretim Tarih Öğretim Programları ve Ders Kitaplarının Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Açısından İncelenmesi ve Değerlendirilmesi”,  XVIII. Türk Tarih Kongresi, (2022): 416. sözü bu döngünün yıkılabilmesi için izlenmesi gereken yolda aydınlatıcı bir meşale olacaktır.

REFERANSLAR

  • 1
    İskender Pala, İki Darbe Arasında: İlginç Zamanlarda (İstanbul: Kapı Yayınları, 2010), 39.
  • 2
    Kaya, İyi Toplum Yoktur: Günlük Hayatta Toplumun Bireyi İstismar Biçimleri, 135.
  • 3
    Lokman Aydın, “Ortaöğretim Tarih Öğretim Programları ve Ders Kitaplarının Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Açısından İncelenmesi ve Değerlendirilmesi”,  XVIII. Türk Tarih Kongresi, (2022): 416.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön