Aytül Ayşe CENGİZ (Prof. Dr.)
Önerilen atıf: Cengiz, Aytül Ayşe. “Değişim ve Dönüşüm Fark-Indalığı / Analizden Senteze”, Noktasız Dergi 16, (2026): 63-66.
DOI: 10.5281/zenodo.18965278
Bu yazıya size iki soru sunarak başlamak istiyorum; bu soruların içinde bir iki dakika kalarak yazıyı okumaya başlamak sizi de yazıya katılımcı yapacaktır:
- Dönüşümün olması için neyin değişmesi gerekir?
- Değişimin olması için neyin dönüşmesi gerekir?
Dünyanın içinde bulunduğu çoklu krizlerin yarattığı ekonomik politik ve sosyolojik psikolojik sıkışıklıklar, kurumları ve bireyleri farklı düzey ve içeriklerde de olsa değişim ve dönüşüm kavramları ile yeniden tanışmaya sevk etti. Kurumlarda örgütsel dönüşüm, dönüştürücü öğrenme, dönüştürücü lider, bireylerde kişisel dönüşüm, içe dönme, öz farkındalık gibi olgularla baş başa kaldık. Peki gerçekten iki kavram arasındaki fark hakkında düşündük mü? Yoksa takeaway öğütme biçimlerimizde olduğu gibi bu kavramları da bir takım liderlik mottalarına ya da “doğaya kaçalım” temalı yoga matlı çağımıza yenik ve eksik bırakıp gidiyor muyuz?
Yukarıda iki soru da bireysel ve kolektif yaşantımızda dünya ölçeğinde bir ara dönem içinde olduğumuzu basit bir düşünme biçiminde bile bize göstermektedir. “Liminal space” kavramını genişleterek sadece antropoloji değil, psikoloji, yönetim, eğitim, uluslarası ilişkiler gibi farklı alanlara da katkı sunan Victor Turner, The Ritual Process: Structure and Antistructure isimli kitabında “ne burada, ne orada” olan ara dönemi, mevut düzen (yasa, gelenek, yapı) ile henüz oluşmamış yeni arasındaki eşik olarak tanımlar. Bu ara dönem, dönüşüm için en elverişli zamandır.[1] Mevcut düzende çözülmeler başlamıştır, fakat yeni henüz oluşmamıştır.
Yönetim literatüründe değişim örgütsel yaşamda daha ilerici, daha işlevsel, verimlilik ve etkinlik sağlayacak yeni bir tekniğin, modelin, uygulamanın bir işe, bir işleme, bir parçaya entegre edilmesidir. Aynı lego parçalarından önce bir uçak, sonra o parçaları bozup bir jet yapmak gibi düşünebiliriz. Bu yenilik sürece dahil edilmez çünkü bütünsel bir perspektife gerek duymaz. Hız artıran, maliyet düşüren, yani rakamlarla, somut olarak yarattığı farkın ölçülebileceği bir yenilik peşindeyizdir. Bu haliyle değişim, yatay bir düzlemdedir. Rasyonel olan, teknik bilmenin nesne üzerinde iş yapmasıdır. Bu iş yapma ile nesne üzerindeki görünümler-belirlenimler farklılaşır. Bilmeye konu olan da nesne üzerindeki bu farktır. Bu fark, eskisinden içerik olarak çok da farklı değildir; işlevi korunmaktadır. Dolayısıyla bu haliyle değişim, sınırlılıklara, koşullara, zorunluluklara tabidir. Bir maruz kalma olarak da okunabilir. Böyle okunması ise kişinin çok katmanlı dünya krizleri karşısında değişimden umudunu kesmesine, değişimin aktif katılımcısı olduğu algısının zayıflamasına kısaca psikolojik sağlamlılığının azalmasına neden olabilir. Bu durumda Turner’in yeniyi inşa etmek için gerekli olan ara dönemde kalma süresi uzayabilir. Potansiyelini unutan, yaşam enerjisini kaybeden kişiler, özellikle bu ara dönemlerde nihilist bir tavırla ya içlerine çekilirler ya da kuvveti olduğunu düşündüğü kişilere, organlara, töreye, otorite figürlerine sırtlarını dayayıp, yaşamın sorumluluğunu devrederek ara durumu bir çıkış olarak değil bir çukur olarak deneyimleyebilirler.
“Ya, ya da” ikilemini yani bir analizi ve bir tercih yapma durumunu öne çıkaran aktörler, değişimi mümkün kılmak istedikleri yerde değişimin aktif katılımcısı/yaratıcısı olan kişileri de bir nesne olarak ele alan bilinç düzeyinde olduklarından ara durum kendi içinde bir gel gite dönüşür ve tekrarlar yaşanır. Çünkü bilinç düzeylerinde yeni bir örüntü ortaya çıkmaz. Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta tekrarların veya başarısız (!) değişim girişimlerinin aslında gerekli olduğudur. O tekrarların ya da kısır döngülerin varlığı mevcut bilincin gelişmesini sağlamaktadır. Bobaroğlu’nun ifadesiyle “insan yaşamını üç şey belirler: ne bildiği, ne yapabildiği ve ne beklediği”.[2] O zaman şimdi bize yeni lego parçalarını tasarımlama alanını sağlayan nedir?
Sonuçlarını analiz etmek, ayırmak, sınıflamak, karşılaştırmak gibi indirgemeci bir deterministik evren anlayıştan süreçte evrilen, geçişler yaşayan ve geçişlerin sistemini/örgütlülüğünü fark eden bir bütünsel anlayışa evrilmeye ihtiyaç vardır. Bu zaten doğada, akılda var olan bir sistemliliktir. Değişimin dönüşüme, dönüşümün de değişime bağlanması için yeni soruların açılması gerekir: “Ben nesneyi nasıl bilebiliyorum?”, “O lego parçalarından uçağı nasıl yapabildim?” soruları ile kendi ile mesafelenen özne bilinci üzerine düşünmeye başlar. Yani düşünme faaliyetinin kendisini yaşar. Bu sorular hayatidir; kilit açar çünkü bir süreç olarak dönüşüme bizzat bilincin katılımı sağlar.
Deneyim sırasında deneyimleyen ve deneyimlenen arasında yeni ilişkilerin kurulması doğal olarak kendi üzerine dönen öznede açığa çıkar. Burada özne (deneyimleyen), sadece nesneyi (deneyimlenen) bilen olarak kalırsa değişim düzeyinde kalınır.
Dönüşüm bir süreçtir; geçmiş ve geleceği birbirine bağlar. Bağlayarak da içine alır. Geçmişin atılması, yok sayılması değil, bilinçte içine alınarak daha yükseğe kaldırılması söz konusudur. Dönüşüm için deneyim ve deneyimdeki kendine dönen bir farkındalığa ihtiyaç vardır. Bu nedenle dönüşüm için mutlaka farklı olanla, öteki ile karşı karşıya gelmek, çatışmak ve nesneden özneye, dışarından içeriye dönerek öznede farkların senteze gelmesinin yolu olanaklı olur. Düşüncelerin çatışması ve buradan kendi üzerine dönüp kritik eden kişinin düşüncesinin bir formdan diğer bir forma geçmesi sentezi yani ayrımlı birliği masaya getirir.
Bu nedenle analiz değişimi, sentez ise dönüşümü mümkün kılar ama burada senteze giden sürecin ara durakları olduğunu, bu durakların birinden diğerine geçişi olduğunu, bu geçişleri de AN olarak yorumlamak mümkündür. Analiz ile nesneler üzerindeki değişim fark yaratır; sentez ile farklılıkların cem edilmesi ise farkındalık yaratır. Bu nedenle dönüşümün bütünsel bilince taşınması, yeni bir kurum, yeni bir sistem ortaya çıkarır. Çünkü deneyim edilen değil, deneyim eden de dönüşür; burada karşılıklı bir ilişki vardır. Hegel’in deneyimi ‘diyalektik bir hareket süreci’[3] olarak ifade etmesi böyle okunabilir. Ancak böylelikle dönüşüm, dönüştürücü olabilir. Kısaca “fark etmek ile farkındalık”, farkları bilincime taşımayı, farklılıkların yarattığı çatışmayı bilincimde dönüştürmemi ve farkındalığımı geliştirmemi sağlar. Fark olmadan ve fark -fark- olarak kalmadan farkındalık diye bir şeyden bahsedemeyiz. “Farkındalığım arttı” diyebilmem için gelişen bilincimin eyleme, yapıp etmelerime yansıması gerekir. Yani farkındalığın yeni nesnelerin, yeni öznelerin doğmasına koşul olması beklenir; bu aynı zamanda dönüşümün süreçte kalmasına hizmet eder. Dönüşüm sürecinde bütünsel bilincin öznenin bilincine eşlik etmesi özneden doğal olarak belirime çıkanlardır.

Yukarıdaki görselde dönüşüme ilişkin süreç gösterilmeye çalışılmıştır. Süreç, tohumdan meyveye geçişler halinde yaşanan dönüşümlerin genelidir. Bilincin kendini tecrübe etmesi ve süreçte açmasıdır. En alttaki şekil korunarak başka bir forma dönüşmüştür. En yukarıda olan formda alttaki formlar hem vardır hem yoktur.
Dünyanın çoklu krizlerine çözümler geliştirmek için değişim ve dönüşüm arasındaki ilişki üzerinde daha çok durmamız gerektiğini düşünüyorum. Bilinçler tümel yani bütünsel olana taşınma sürecinde değilse yani yeni bir zamana, yeni bir bilinç koordinatına geçmediyse mevcut düşünme aralıklarında alınan karar, geliştirilen model ya da uygulamalar sadece olumlu etkiyi birileri için yaratırken, birileri için de tüketecektir. Bu değişim kesikli, geleceğe taşınmayan, parçalı, etkisi dar/yanlı ve kısa süreli bir farklılık yaratmaktadır. Bu nedenle bilinçlerin alışık olduğu düşünme formlarından yeni düşünme formlarına geçmesi, neden-sonuç, etki-tepki, ben-sen, özne-nesne gibi kesikli zihin modellerinden bütünsel düşünme akışına geçmeleri dünyanın sorunlarını insanlık ailesinin sorunları gibi ele alınmasını sağlayabilecektir.
Dipnotlar
[1] Victor Turner, The Ritual Process: Structure and Antistructure 1969, s.95’den akt. Wels, H., Van der Waal, K., Spiegel, A., & Kamsteeg, F, “Victor Turner and Liminality: An Introduction”, Anthropology Southern Africa, 34 (1-2), 2011:1
[2] Metin Bobaroğlu, Aydınlanma Sorunu ve Değerler, (İstanbul: Destek Yayınları, 2023), 15.
[3] Hegel’in bilinç felsefesi üzerine daha detaylı bir okuma için bkz. Arslan Topakkaya, “Hegel; Bir Sistem Olarak Bilinç Tecrübesi”, Kant’tan Hegel’e Alman İdealizmi içinde A. Topakkaya ve E.E. Rutli, (İstanbul: Fol Yayınları, 2021), 337-352.
Kaynakça
Bobaroğlu, Metin. Aydınlanma Sorunu ve Değerler, İstanbul: Destek Yayınları, 2023.
Topakkaya, Arslan. “Hegel: Bir Sistem Olarak Bilinç Tecrübesi”, Kant’tan Hegel’e Alman İdealizmi içinde.A. Topakkaya ve E. E. Rutli, (İstanbul: Fol Yayınları, 2021), 337-352.
Wels, H., Van der Waal, K., Spiegel, A., & Kamsteeg, F. (2011). “Victor Turner and Liminality: An Introduction”. Anthropology Southern Africa, 34(1-2), 1-4.

