Wehrmacht – SS Ahlaki İkilemi: Savaş Suçları ve Nazi Almanyası

M. Refik PEKPAY
Tarihçilerin son dönemde tartıştığı konulardan biri, II. Dünya Savaşı’nın hangi yılları kapsadığıdır. Yıllardan beri kabul gören kaynaklarda 1 Eylül 1939 olarak başlatılan çizelgenin, son dönemlerde bazı belgesel yapımcıları ve tarihçilerce 1937 Çin – Japon Savaşı’na, hatta 1931’de Japonya’nın Mançurya işgaline kadar geri götürüldüğü görülmüştür. II. Dünya Savaşı’nın başlangıcını, çatışma büyüklüğü olarak 1937’den itibaren baz aldığımızda, kitlesel sivil imhaların tarihini de Çin – Japon Savaşı’ndan itibaren başlatmamız yanlış olmaz. Bu savaşta özellikle Nanking gibi belli şehirlerde Japon Ordusu’nun kitlesel bir kıyıma girdiği, Kore ve işgal edilen Çin topraklarında özellikle kadın nüfusa yönelik vahşet vakalarının bir Japon devlet politikası olarak görüldüğü bugün bilinmektedir.

Değişim ve Dönüşüm Fark-Indalığı / Analizden Senteze

Prof. Dr. Aytül Ayşe CENGİZ
Bu yazıya size iki soru sunarak başlamak istiyorum; bu soruların içinde bir iki dakika kalarak yazıyı okumaya başlamak sizi de yazıya katılımcı yapacaktır:
Dönüşümün olması için neyin değişmesi gerekir?
Değişimin olması için neyin dönüşmesi gerekir?
Dünyanın içinde bulunduğu çoklu krizlerin yarattığı ekonomik politik ve sosyolojik psikolojik sıkışıklıklar, kurumları ve bireyleri farklı düzey ve içeriklerde de olsa değişim ve dönüşüm kavramları ile yeniden tanışmaya sevk etti.

Belirsizliğin Poetikası: Kesinsizliği Kucaklayan Bir Varoluş Taslağı

Seyit Berker AYDOĞAN
Modern insan, kesinliği sarsılmaz bir sığınak gibi inşa etti. Bilimden politikaya, gündelik yaşamdan en hayati kişisel kararlara kadar her alanda “kesin” olanın, “ölçülebilir”in ve “öngörülebilir”in peşine düştü. Bu arayış, Aydınlanma’nın akıl yoluyla doğaya ve topluma hükmetme projesinin doğal bir uzantısıydı. Ancak Ulrich Beck’in de isabetle işaret ettiği gibi, bu modernleşme süreci, paradoksal bir biçimde kontrol edilemeyen ve öngörülemez riskleri de beraberinde üretti. İklim krizi, küresel istikrarsızlık, finansal dalgalanmalar ve dijital geleceğin karanlık vadisi, bu kesinlik tahayyülünü temelden sarsmaktadır. Belirsizlik, artık çözülmesi gereken geçici bir “sorun” olmaktan çıkıp; içinde yaşadığımız, nefes aldığımız temel varoluşsal zemine dönüşmektedir. Bu metin, kesinliğin iflası ve yeni bir zemin arayışı bağlamında, belirsizliği bir eksiklik veya kusur olarak değil; yaratıcılığa, etiğe, özerkliğe ve sonuçta daha insani bir varoluşa açılan bir imkân olarak yeniden düşünmeyi önermektedir.

Kesinlik Hapishanesinden Firar: Bir Özgürlük Alanı Olarak Belirsizlik

Ramazan AKYILDIZ
Modern insanın ruh haline egemen olan en baskın duygu, derin ve tanımlanamayan bir endişedir. İnsanlık tarihi dediğimiz o uzun ve çalkantılı süreç, özünde bilinmeyenin yarattığı bu huzursuzluğu yatıştırmak adına inşa ettiğimiz, sonu gelmez bir “kesinlik arayışı”ndan başka nedir? Mağara duvarına titreyen elleriyle, avlayacağı hayvanın ruhunu hapsetmek umuduyla ilk bizon figürünü çizen atamızla; bugün cebindeki akıllı telefona bakıp “yarın hava kesin güneşli mi, şemsiye almalı mıyım?” diye endişeyle soran bizler arasında, korkunun niteliği açısından hiçbir fark yok. Motivasyonumuz binlerce yıldır aynı, değişen sadece araçlarımız: Güvende hissetmek istiyoruz.

Bilinmeyeni Açıklama Çabası: Antik Yunan Dönemi Mitoloji Anlayışı ve İlkçağ Filozoflarında Tanrı-Evren Düşünceleri

Elif ÖZMEN KAYA
İnsan, yaşamı boyunca metafizik alanı kapsayan kavramlar ve problemler ile ilgilenip sorularına cevap aramıştır. Tanrı, öte dünya ve ruh kavramları, evrenin oluşumu ve düzeni, yüce olanın neliği veya düzen koyucunun özelliklerine yönelik çeşitli alanlarda tartışmalar açıp belirsiz olana veya bilinmeyenlere karşı tatmin edici açıklamalara ulaşmaya çabalamıştır. İç huzurunu tesis etmek veya toplumun düzenini sağlayabilmek için dönem dönem mitolojik unsurlarla açıklamalar yapılıp, inanç sistemleri oluşturulmuştur. Yapılan mitolojik açıklamalar çeşitli akım ve dinlerin etkisiyle ve zaman içerisinde felsefenin rasyonalitesi ile harmanlanarak teoloji alanının gelişmesine zemin oluşturmuştur. Felsefede teoloji açısından sistemli sorgulamaların Antik Yunan dönemindeki tartışmalarda başladığını görmekteyiz.

Belirsizliğin Huzursuzluğu ve Umudun Yansıması

Almira CAMGÖZLÜ
Bir veya birden fazla olayın nasıl sonuçlanacağının bilinmemesi durumu, belirsizlik olarak adlandırılabilir. Bu metinde belirsizlik kavramı beklenti, umut, pragmatizm ve tatminsizlik açısından değerlendirilecektir. Bu bağlamda Soren Kierkegaard, William Barrett, Jean-Paul Sartre, Albert Camus ve William James gibi filozofların da düşüncelerinden yararlanılacaktır. Belirsizliğin insan hayatındaki yeri ve önemi hususunda bir senteze varacağız.

Heidegger’den Camus’ya; Camus’den Marcuse’ye İnsandaki Belirsizlik Sancıları

Ahmet DOĞU
Belirsizlik, belirli belirsiz anlamıyla belirsizlik katıyor yaşam dünyamıza. Kendisini arkhe’de var eden belirsizlik; Thales’de su, Anaximandros’da aperion, Anaksimenes’de hava olmuştur. İkna olmayan Empedokles ise belirsizliği azaltmak için; toprak, su, ateş ve havaya sığınmıştır. Herakleitos logosa işaret etmiş. Demokritos da atomla belirsizliği yok etmeye çalışmıştır. Leibniz de hayata monadların penceresinden bakarak belirsizliği belirlemeye çalışmıştır. Belirsizlik doğa filozoflarıyla noktalanmamıştır. Belirsizlik Hegel’de Geist, Heidegger’deDasein olmuştur. Camus’de “başkaldıran özne” Marcuse’de “tek boyutlu insan” belirsizliğini korumuştur.

Kararsızlık Salgını: Modern Dünyanın Yeni Kırılganlığı ve Minimalist Bir Direniş Çağrısı

Seyit Berker AYDOĞAN
“Karar” dediğimiz o keskin çizgi, tarihin karanlık sahnesinde bir meşale gibi yanardı. Âdem’in elmayı koparmasıyla başlayan insanlık dramı, Sokrates’in zehir kâsesini kavramasıyla sürdü. Her an, kaderi yeniden yazılan bir dünyada yaşıyorduk. Peki ya şimdi? Dijital çağın parıltılı labirentinde, karar verme kaslarımız atrofiye mi uğruyor? Karar artık bir eylem değil, bir kaçış alanı mı oldu? Bu düşünce yazısı, çağımızın en sinsi krizlerinden biri olan “kararsızlık salgını”nı masaya yatırıyor ve minimalist bir karar felsefesiyle direnişi öneriyor.

Karar Üzerine Örgütsel Bir Bakış

Derya YILDIRIM
Hangi koşullarda karar veririz? Kararlarımız sadece bizim görüşlerimizden mi ibarettir yoksa çevreden de etkilenir mi? Karar verme basit bir süreç midir yoksa karmaşık bir süreç midir? Peki günümüzün büyük bir kısmını geçirdiğimiz iş yerinde nasıl bir karar verme süreci gerçekleştiririz?
Karar kavramı birden fazla durum karşısında verdiğimiz seçimi içerir aslında.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön